Okurken İstanbuldan Cape Town a,ordan Madagaskar'a uzanan bir hikaye Ölümcül Baobab...
Baobab ağacı hayatı, dayanıklılığı bilgiyi ve birliği sembolize eden bir ağaç. Daha çok Afrika ve Avustralya da yetişen bir ağaç türü.
Kitapta baobab metaforu üzerinden sığınmacıların hikayesini okuyoruz aslında..
Azgar Naik Afganistan dan ailesiyle Türkiye ye kaçan bir genç.Yolda gelirken çok da sevmedigi babası Iran topraklarında ölmüş. Azgar ın da bu ölümde payı var .Annesi bir apartmanda kapıcılık yapan bir adamla evlenmiş. Gencecik kız kardeşi ise kendinden kat kat büyük bir adamla sevgili ..Azgar sa bir klinikte kalıyor .
Cihangir Kent sadece göçmenlere hizmet veren bir psikiyatri kliniğinin sahibi olan bir tıp doktoru.Azgar da onun yanına gitmiş ilk Turkiye ye geldiğinde. Çevirmenlik yapmak için kalmış orda ve klinikte bir odada kalıyor.Doktor onu himayesi altına almış. Memleketinden çok uzakta yaşamaya çalışıyor. Tıpkı köklerinden ayrılıp orda yaşam sürmeye çalışan baobab ağacı gibi ..O klinikte yapılanlarda hic masum degil .Kısırlaştırma, hafızayla ilgili çalışmalar gibi ..
Dr.Cihangir in Hayırsız Ada da cesedi bulunuyor bir sabah.Bu bir cinayet mi , intihar mı?Daha önce de ortağı Cape Town da ölü bulunmuş .
Azgar in hayatında kopukluklar var .Mesela Brezilya dan alınmış bir diş fırçası var ama o hatırlamıyor .Klinikteki kötü kalpli yardımcı Satenay çoğu seyi biliyor. Yeni gelen klinikte yöneticisi Jayen de Azgar la yolculuğa çıkıp gerçekleri öğrenmek istiyor.Bir de Veo var ki romandaki hayatı en sırlarla dolu olan karakter..Acaba bu ölümlerin Azgar la bir ilgisi var mı?
Kitap "kırgıbayırlarının kırgıinsanlarına ,sığınmacılara" ithaf edilmiş. "Madem cehennemligiz , yağmurlu günde ölelim bari " demiş.
Sığınmacı meselesi galiba Turkiye nin en önemli çözülmesi gereken