Stefan Zweig ile ilk kez Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabında karşılaştım. Kitabı genel olarak beğendim. Zweig, yalnızca 50 sayfalık bir novellada adeta bir roman okumuşum gibi hissettirdi. Üstelik oldukça akıcıydı. Yazarın dilini gerçekten beğendim. Hikâye oldukça sıra dışı. Çocukluğundan beri âşık olduğu adamı (R. olarak geçiyor) takıntı hâline getirmiş bir kadını anlatıyor. Kadının adını hiçbir zaman öğrenmiyoruz; kendisinden hep "asla tanımamış olduğun" diye bahsediyor. Aslında R. ile birkaç kez yolları kesişiyor, hatta bir çocukları bile oluyor. Ancak kadının, "Ben" diye bahsettiği kendisini, ona tutkuyla bağlanıp takıntı hâline getirmiş hâlini göstermeye pek de niyeti yok. Bıraksalar, aşkını şikâyet etmeden kendi içinde yaşayacak gibi duruyor. Ayrıca R.'yi hiçbir zaman suçlamıyor; çünkü onun kendisini tanımamış olmasını bir haksızlık olarak görmüyor. Öyle bir aşk ki onunki...
Zweig, psikoloji ve insan zihni hakkındaki bilgisini öylesine ustalıkla kullanmış ki hakkını vermek gerek. Kısacası, aşk güzel olduğu kadar tehlikelidir de. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, dolu dolu bir kitap olmuş ve kesinlikle okunmalı.
Antoine De Saint-Exupéry'nin Küçük Prens adlı kitabını bitirdim. Kitabı on üzerinden puanlamak bence yanlış olur. O yüzden sadece “çok güzeldi” diyeceğim. Sahra Çölü’ne uçağı düşen bir pilotun, başka bir gezegenden (gezegenden ziyade bir asteroit) gelen Küçük Prens ile tanışmasını anlatıyor. Yazarın yalın bir üslubu var, tıpkı bir çocuk yazmış gibi.Her ne kadar çocuk kitabı olarak geçse de bence tam anlamıyla bir yetişkin kitabı. Çok güçlü toplum eleştirileri içeriyor. Genel anlamda yetişkinlerin hayata bakış açılarını, yaptıkları anlamsız şeyleri, mutluluk arayışlarını, hırslarını ve kinlerini bir çocuğun saf ve objektif bakış açısından eleştiriyor. Bence Küçük Prens, saf bir çocuk değil, bir bilge. Sonuçta hayatta hep mutluluğu bulma amacındayız ancak kimse bu mutluluğa erişemiyor. İşte bunun sebebini Küçük Prens kitapta oldukça iyi açıklıyor.Şu sözün beni çok etkilediğini söylemeliyim: “Çocuklar büyüklere çok müsamaha göstermelidir.” Burada asıl sağlıklı psikolojiye sahip olanların çocuklar olduğunu söylemek istiyor. Büyüdükçe insanların absürt düşünce yapılarına katıldığını, hiçbir şeyle tatmin olamadığını ve davranışlarının mantıksızlaştığını anlatıyor. Bunun yerine bir çocuk gibi saf ve basit düşünse, gerçek mutluluğa erişebileceğini gösteriyor bizlere.Küçük Prens’in gül ile olan ilişkisinin felsefi bir altyapısı var ve bu çok hoşuma gitti. Sinirini bozan bir gülün onu "evcilleştirmesi" ve Küçük Prens’in onun için her şeyi yapması çok güzeldi. Ayrıca Küçük Prens’in, gül ile olan ilişkisini anlamak için çıktığı yolculuk ve bu yolculuktaki diyaloglar beni derinden etkiledi. “O sıradan bir gül değil ki, o senin gülün. Gülünü senin için bu kadar önemli kılan ona harcadığın zamandır.” Harika bir söz.Yazarın pilot olup bir rekor denemesi sırasında uçağının Sahra