Bazen tanıdıklarımı şöyle sorularla sınarım: Yamalı ya da dizinin üstünde çift dikiş olan giysileri kimler giyebilir? Pek çoğu böyle giysiler giymek zorunda kalırlarsa yaşama dair umutlarının mahvolacağına inanır. Onlar için kasabada kırık bir bacakla topallayarak dolaşmak, yırtık pantolonla dolaşmaktan iyidir. Bir beyefendinin bacakları kazara kırılırsa onarılabilir ancak benzer bir kaza pantolonunun başına gelirse buna yapacak bir şey yoktur, çünkü o beyefendi saygıdeğer olanı değil, saygı göreni önemsemektedir.
Benim gözümde hiç kimse kıyafeti yamalı olduğu için küçülmez, ama pek çoklarının temiz bir vicdana sahip olmaktansa modaya uygun ya da en azından temiz ve yamasız giysilere sahip olmak için can attığına eminim.
Giyecekler söz konusu olduğunda ise, öncelikle meselenin pratik kısmını düşünürsek, belki de genellikle kullanışlılıktan ziyade yeni modaya ve başkalarının fikirlerine olan düşkünlüktür bizi yönlendiren.
Hoşnutsuz olan, koşullarını iyileştirmek yerine boş boş kendi paylarına düşen işin ya da yaşadıkları zamanın zorluklarından bahseden kitlelerden söz ediyorum. Yorulmak bilmeden her şeyden şikâyet eden ve teselli etmenin mümkün olmadığı insanlar var, çünkü dediklerine göre, onların görevi bu. Ayrıca aklımda değersiz şeyler biriktirmiş, ancak onu nasıl kullanacağını veya ondan nasıl kurtulacağını bilmeyen, böylece kendi altın veya gümüş prangalarını icat eden görünüşte zengin, ama en korkunç derecede yoksul bir sınıf var.