Bir salgın düşünün ki ;
hapşırıkla, temasla bulaşmamış olsun. Trafik ışıklarında başlayan bu salgın bir anda ülkesel çapta bir salgına dönüşüyor. Gariptir ki bu olayda sadece bir kişiye bulaşmayan bu salgın, aslında bizi kendisinin yerine koymamızı istercesine bir anlatımın içine sürüklüyor. O kör olmayan kişinin gözünden " beyaz körlük, süt denizine düşmüş gibi beyaz bir körlük "'e bulaşan insanlara yaptığı rehberlik, bakar körlerin çıkarlar doğrultusunda hareket ettiklerinde sonlarının hüsran olduğu, birlik ve beraberliğin olduğu bir ortamda akıbetin kurtuluşa ereceğini bambaşka bir anlatım biçimiyle bizlere sunuyor. Salgın sürecini kontrol altına almayı isteyen hükümet, kapatılmış bir akıl hastanesine, salgından etkilenen kişileri buraya kapatıyor ve salgın izolasyonunu devreye sokuyor. Burada bulunan insanlar ise hayatta kalmaya yönelik bir apayrı dünyada buluyorlar kendilerini. Sadece aralarında bir kişinin kör olmadığı ve yedi kişiye ( şaşı çocuk, siyah gözlüklü genç kız, siyah bantlı yaşlı adam, doktor, doktorun karısı, hastalığa ilk kapılan adam ve araba hırsızı ) rehberlik etmektedir.
Kitabın ilginç olan kısmı ise karakterlerin isimlerinin olmayışı ve nokta ve virgülden başka noktalama işareti kullanılmamış olmasıdır. Başta bu göze garip gelse de nihayetinde bir süreden sonra bunu gayet normal görmeye başlıyıp olayın akışında kendinizi kaybedebiliyorsunuz :)
Okunması gereken bir kitap olduğu kanaatindeyim. Aklımda kaldığı kadarıyla incelemeye çalıştım. Umarım doğru bir bilgilendirme yapabilmişimdir sizlerin huzurunda :)