Émile Zola (1840 - 1902)
Eser yayın tarihi :1876
Natüralism -doğalcılık alıımını görüyoruz
Rougon-Macquart serisinden
Bu seri ile Zola’nın aynı aile üyelerini farklı sosyal sınıflarda, farklı mahallelerde, farklı mesleklerde göstererek bütün bir İkinci İmparatorluk Fransası’nı kuruyor.
Émile Zola’nın gücü yalnızca hikâye anlatmasında değil , insanı bir dönemin içine fiziksel olarak sokuyor.
Anlattığı şey sadece 19. yüzyıl Paris’i değil; büyük şehirde yalnızlaşma, geçim derdi, kalabalık içinde kaybolma, insanların umutla tutunmaya çalışması
bugün de çok tanıdık geliyor.
Mesela Gervaise’in pencereden akan işçi kalabalığını izlemesi… O sahne bugün bile metro çıkışında, büyük şehirlerde, sabah trafiğinde hissedilebilecek bir görüntü gibi. Sadece at arabaları yerine arabalar ve telefonlar var.
Zola natüralist bir yazar olduğu için karakterlerini “korumayı” pek seçmez; çevreyi, yoksulluğu, alışkanlıkları ve insanın çözülüşünü oldukça acımasız gösterir.
Zola adım adım, insanın küçük tavizlerle nasıl çözülebildiğini gösteriyor. Bu yüzden roman yalnızca karanlık değil, aynı zamanda çok insani. Okurken bazen insan “keşke biri onu kurtarsa” hissine kapılıyor.
Önünde özellikle:
* borçların artması,
* çevresindeki insanların değişmesi,
* Coupeau’nun durumu,
* alkolün evin atmosferini bozması
gibi giderek ağırlaşan bir süreç var.
Ama buna rağmen romanın etkisi tam da buradan geliyor. Çünkü Gervaise tamamen kötü biri değil; aksine iyi niyetli, sıcak, huzur isteyen biri. Bu da trajediyi daha güçlü yapıyor. Zola’nın en acı tarafı, kötülüğü “canavar” insanlardan değil, hayatın yavaş yavaş çökertici akışından göstermesi.
Zola’da yan karakterler sadece dekor değildir; mahallenin, işçi sınıfının ve sosyal atmosferin bir parçasıdır. Hepsi birlikte Gervaise’in dünyasını