Kazuo Ishiguro ( 1954 - Japonya
Ama 5 yaşında İngiltere’ye taşınmış
Eser Yayın Yılı :2005
2017 Nobel Edebiyat Ödülü
Gerekçe: “dünyayla hayali bir bağ kurma duygusunun altındaki uçurumu açığa çıkardığı” için
Ishiguro, insanın dünyaya ait olduğunu sanma duygusunu anlatır — ama sonra bu duygunun ne kadar kırılgan ve geçici olduğunu bize hissettirir.
Yani,, insanların yaşarken kendilerini dünyaya ait hissetme, anlam bulma, bir yere ait olma çabasını anlatıyor. Ama Ishiguro’nun karakterleri genelde bu bağın tam gerçek olmadığını, yani kendilerini kandırdıklarını ya da gerçeği bastırdıklarını fark ederler.
Onlar, dünyaya sanki aitmiş gibi yaşarlar — ama içlerinde hep bir kopukluk, bir boşluk, bir yabancılık vardır.
Eser, distopya ile duygusal gerçekçiliği birleştiren türünün nadir örneklerindendir.
Beni Asla Bırakma’da bu “dünyayla hayali bağ kurma duygusu” anlatılmış,
1. Hailsham ve Masumiyet Dünyası
Romanın başında karakterler, dış dünyadan kopuk ama düzenli bir okulda büyürler.
Onlara öğretilen değerler, sanat, sağlık, arkadaşlık — hepsi “normal bir hayatın” parçaları gibi görünür.
Ama bu aslında yapay bir dünyadır.
Yazar, okuru bu sıcak, nostaljik atmosferle tanıştırırken alttan alta şu soruyu hissettirir:
“Gerçekten ait oldukları bir dünya var mı, yoksa sadece onlara verilmiş bir hayal mi yaşıyorlar?”
Albert Camus
• Dogum: 1913 Mondovi - o dönem Fransiz Cezayiri)
• Ölüm: 1960, Villeblevin, Fransa - bir trafik kazasinda
Eser yayin tarihi : 1971
Romanın kahramanı Patrice Mersault, sıradan bir memurdur. Hayatından, işinden ve toplumun dayattığı yaşam biçiminden derin bir sıkıntı duymaktadır.
Bir gün, zengin ama felçli bir adam olan Zagreus ile tanışır. Zagreus, parası olmasına rağmen yaşamdan hiçbir zevk almamaktadır. Ona “mutlu ölmenin yolu, yaşamayı bilmekten geçer” der.
Mersault bu söze takılır.
Bir süre sonra Zagreus’u öldürür ve parasını alır.
Bu cinayet, bir anlamda onun özgürlüğe kaçışıdır — toplumun ahlak yasalarından, düzeninden ve köleliğinden kurtulmanın yolu olarak görür bunu.
Parayla birlikte uzak bir kıyı kasabasına yerleşir, sade bir yaşam kurar, doğayla iç içe yaşar.
Zamanla sessizlik, yalnızlık ve doğanın huzuru içinde yaşamı “hissetmeyi” öğrenir.
Romanın sonunda Mersault hastalanır ve ölür — ama artık yaşamdan “memnundur”;
“mutlu ölür.”
Camus’nün ana fikri, yaşamın anlamı dışsal bir amaçta değil, bizzat yaşamanın bilincindedir.
Yani:
İnsan, ölümü kabullendiği ve yaşamı olduğu gibi sevdiği an gerçek özgürlüğe ulaşır.
Spoiler-
Son Bölüm: Patrice Mersault’un Son Günleri
Çocuklar için bir felsefe romanı, ama beklediğim kadar derin değildi açıkçası. Biraz "biz farklı dünyaların insanıyız" tarzındaki filmlerin çocuk hikayesi versiyonu olmuş. Ama aslında kadınların sık yaptığı bir hataya (ben de dahil olmak üzere) değinmiş. Yine de, biri sadece iyi kalpli diye de sevilmez. Erkeklerin "Ben çok iyi biriyim, onu çok seviyorum ve onun için her şeyi yaparım, bunun için o da beni sevmeli." yaklaşımı, veya kadınların "O çok iyi, beni çok seviyor bende onu sevmeli, onunla olmalıyım." yaklaşımına da katılmıyorum. Son sayfada çok güzel şeylere değinilmiş ama, özellikle son cümlelerde.
Çevirmenin adını da kitabın hiçbir yerinde bulamadım, çok garip geldi bana.