"...Açlık başlarını döndürüyor, yoksulluğun temelsiz düşlere saldığı bu zavallı insancıkların daracık ufku ilk kez hafifçe aralanıyor, başka bir dünya görünüyordu. Gözleri açlıktan karardığı zaman, orada, şu epeyce yakına gelmiş olan, kardeşçe sevişen insanları, altın değerindeki emeği ve ortaklaşa yenen ekmeğiyle gerçeğe benzeyen, düşlerin o erişilmez, ülküsel kentini görüyorlardı. Sonunda oraya girecekleri konusundaki inançlarını hiçbir şey sarsamıyordu..."