Korkuyordu. Ne yapacağını bilemedi. Birden istemsizce ‘Allah’ ismi döküldü dilinden. İnsan böyle olurdu işte. Ne vakit her şeyden ve hatta kendinden sıyrılsa, aklına Allah gelirdi. Yalnızca Allah kalırdı aklında. Dilinden dökülüverirdi, o vakit aklı değil de gönlü düşünüverirdi.
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu…
Hüseyin Nihâl Atsız
Selim şimdi beyninde ve gönlündeki kasırga arasında onu seçmek üzere idi. Adını koymak için bu kasıp kavurucu, kök söktürücü kasırganın bir an yavaşlamasını bekliyor, fakat yavaşlamasını da istemiyordu. Kasırga hoşuna gidiyor, kendisine yaşama arzusu veriyor, enerjisini artırıyordu. Sarhoş gibiydi. Sarhoştu. Bu sarhoşluğun ebedi olmasını istiyordu.