"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap,bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi.
Her acı bir kan damlası her kan damlası bir kesik ve her kesik ölüm için insana gönderilen süslü ama kara bir davetiyeydi.Hislerdi insanı yaralayan ama insanlardı o hisleri yaratan
Hiç istemedim, hiçbir zaman olduğumdan başka olmak istemedim. Neye sahipsem hepsini çok sevdim. Seksen yıldır kendimi çok sevdim. Gözlerimi, gözlerimin gördüğü her şeyi, kulaklarımı,kulaklarımın duyduğu her sesi, yüreğimi, yüreğimin hissettiği her duyguyu,ellerimi,ellerimin yaptığı her işi, ayaklarımı, ayaklarımın götürdüğü her yeri,hatta insanların içine bir iğne gibi saplanan, şu incecik,tiz sesimi bile,sorgusuz sualsiz sevdim; ben kendimi sevdim. Sadece kendimi...