Sineklerin Tanrısı bir uçak kazasıyla ıssız bir adaya düşmüş olan çocukların adada yaşama tutunma hikayelerini konu alıyor, karakterlerin yaşları her ne kadar küçük olsa da, kitap çocuk kitabı gibi görünse de öyle değil. Yetişkinlere uygun olarak yazılmış bir kitap.Kitaba başlarken konusuyla ilgili kabataslak bir bilgiye sahiptim ve beklentim vardı açıkçası. Okuyanların yorumları, Nobel Ödülü derken kitap insanda ister istemez beklentiye sebep oluyor. Beklentilerim ve kitabın dilinin biraz ağır olacağını düşünmem kitaba başlamamı engellemişti ama okurken gördüm ki kitabın dili hiç ağır değil, oldukça basit. Satır aralarında anlatılmak istenen çok şey var ancak kitabın dili oldukça akıcı ve güzel. Kitapta bazı yerler hiç beklemediğim gibi gelişti, bazı yerlerde şaşırdım, bazı yerlerde dehşete düştüm ve sonu da beklenmedik oldu biraz.
Sineklerin Tanrısı, insanın içindeki iyi ile kötünün savaşını alegorik biçimde, oldukça başarılı bir şekilde ele alıyor. İyiyi-kötüyü, hırsı, barışı, sevgiyi... çocuklar temsil ediyor. Adadaki çocuklar gerçek hayatın bir yansıması adeta. Başlangıçtaki davranışları, zaman ilerledikçe kendini gösteren öteki tarafları, hepimizin içinde olan iyi-kötü savaşı.. hepsini kitapta bulabiliyor ve insanın nasıl bir yaratık olduğunu baştan sorguluyorsunuz.
Kitaptaki çocuklardan biri olan Simon'ın dediği gibi
" Bizden başka canavar yok belki.."
Cümleden sonra durup düşünüyor ve cümlenin doğruluğuna hayret ediyorsunuz. Kitaba da adını veren Sineklerin Tanrısı'nın (Kutsal Kitapta İbranice şeytan demekmiş) herkesin içinde olduğunu ve ona uyanların canavarlaştığı da göz ardı edemeyeceğiniz bir gerçek haline geliyor.
Kitabın sonundaki Mina Urgan'a ait olan sonsözü çok beğendim ve kitabın sonuna çok yakıştırdım, Urgan sonsözde kitaptaki her şeyin