Seçim Serisi, türünden dolayı hemen ilgimi çeken bir seriydi. Fakat başlamadan önce 'distopya ve romantizmin harmanlanması nasıl olabilir ki?' diye düşünmedim de değil. Ama okuduktan sonra gördüm ki yazar iyi bir iş çıkarmış bu konuda.3.Dünya Savaşından sonra yıkılan bir Amerika ve üzerine kurulan Illea ülkesinde geçiyor hikaye. Ülke monarşi ile yönetiliyor ve 8 farklı sınıf bulunuyor.Saray hayatı ise fazlasıyla tanıdık fakat bazı farklar da yok değil. Aslında sanırım kitapta takıldığım bir konu bu saray hayatıydı. Saray ve teknolojiyi bir arada bir türlü hayal edemedim. Geleceği anlatan bir kitapta gayet mantıklı gibi duruyor ama düşünsenize, televizyona veya uçağa sahip olan bir krallık neden bilgisayara sahip olmaz? Neden mektup yerine mail veya telefon kullanılmaz ki? Üstelik kesinlikle daha hızlı olacağından da eminim.Her neyse bu konuyu bir yana bırakarak, serinin genel konusuna değinmek istiyorum elimden geldiğince;
Saraya ve kraliyet ailesine uygun bir prenses bulmak için binlerce kız içinden seçimler yapılıyor ve bu sayı 35'e düşürülüyor. Seçilen 35 prenses adayı yarışlarına sarayda başlıyor. Prens Maxon her prenses adayı ile ayrı ayrı zaman geçirip, onları tanımaya çalışıyor ve prensesini bulmaya çalışıyor. İşte o adaylardan biri de 5 sınıfından bir sanatçı olan, ailesi ve 'sevgilisinin' zoruyla seçim için form doldurmuş ve ilk 35'e seçilmiş America Singer. Anlaşıldığı üzere America'nın, prenseslikte veya Prens Maxon'da kesinlikle gözü yok. Her şey biraz zorlama biraz da şans eseri gerçekleşiyor onun için. Tabi sevdiceği Aspen'e olan kırgınlığı ve kızgınlığını da unutmamak gerek. Aspen ise 6'lara dahil, America'nın ilk ve tek aşkı.America daha saraya geldiği ilk günden Maxon'a tavrını koyuyor, kalbinin başka bir yerde olduğunu fakat isterse Maxon'a iyi bir