"Garip şey şu ölüm. Büyük ve âni bir şey olduğunu sanırdım eskiden, hani böyle dev bir baykuş gecenin bir yarısı üstüne çullanıp seni götürecekmiş gibi. Artık öyle düşünmüyorum. Yavaş bir şey bence. Her gün evine girip oradan buradan ufak tefek bir şeyler çalan hırsız gibi. Bir gün bir bakıyorsun evine, seni tutan, kalmak istemeni sağlayan hiçbir şey yok. Sonra uzanıp sonsuza dek kapanıyorsun. Nihai büyük ölüme kadar bir sürü küçük ölüm."
Karanlıktan geçtim, boşluktan, her şeyimi, beni ben yapan her şeyi söküp alan. Yine de mutlak hiçliğin ıssızlığında niye yürüdüğümü ve neyi aradığımı artık bilmezken bile, ilerledim.
ŞÖVALYE: Karanlıkta ona doğru haykırıyorum, ama sanki hiç kimse yok orda.
ÖLÜM: Hiç kimse yok belki de.
ŞÖVALYE: Yaşamak iğrenç bir yılgı öyleyse. Kimse ölümün karşısında, her şeyin
bir hiç olduğunu bile bile yaşıyamaz.
ÖLÜM: Insanların çoğu ölüm, ya da yaşamanın boşluğu üstüne kafa yormaz ki.
ŞÖVALYE: Ama bir gün yaşamanın o son ânına varıp, karanlığa doğru bakmak zorunda kalacaklar.
"...etrafima, arkadaşlarim olan insanlara bakiyorum ve dehsete düsüyorum. Yüzlere bakiyorum, canli ve aydinlik, başkalari cansiz ve tehlikeli, başkalari kararsiz ve samimiyetsiz; ama hiçbirinde makul bir ruhun o dingin kendine hakimiyeti yok."