Yılmaz N.Güler

Yılmaz N.Güler
@YilmazNGuler
Müfettiş
ÇOMÜ
European Union
36 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
9/10
·112 syf.··
2021 3. kitabı
Geçen sene Praga, yani Franz Kafka'nın şehrine seyahat etme imkanım olmuştu ve hatta Franz Kafka müzesine de uğramadan dönmek istememiştim okuduğu kitaplarından etkilenip ve babasına yazdığı mektubun örneğini de görme imkanım olmuştu. Babası ile arasında sorunları olduğunu da bilmeme rağmen bu kitabı okumadan önce babası ile ilişkisi hakkında bu kadar detaylı bilgiye sahip değildim. Birazda Kafkanın kitaplarındaki karamsarlığı, o kasveti Pragın o kapalı karamsar havasından kaynaklı olabileceği bile düşündüm. Aslında ne kadar yanıldığımı çok iyi anladım bu kitabi okuduğumda meğerse Kafkanın kitapları bence kendi yaşamından çıkagelmiş. Sanırım Kafkanın kitaplarını anlamak için önce Kafkayı anlamak gerektiğini fark ettim bu kitapla. Çünkü kendi adıma "Babaya Mektup'u" okuyunca keşke Kafkanın ilk olarak bu kitabını okusaymışım oldum belki diğer kitapları da bu gözle bakarak daha farkında olarak okuyabilirdim özellikle "Dönüşüm" isimli eserinde bir sabah uyandığında bir böcek olarak uyanmasını şimdi daha iyi anlamlandırabiliyorum. Babasının baskın bir karakter olarak Kafkanın gelişimini nasıl etkilediğini, Kafkanın aslında kendi iç dünyasında yaşadığı sıkıntıları anlatan bu kitap diğer yandan bize yazarın nasıl ince bir ruha, nasıl hassas bir yapıya sahip olduğunun fikrini de veriyor. Bu kitabı okudukça Kafkanın aynı zamanda nasıl iyi bir gözlemci olduğunun da farkına vardım. Babasının yaptığı hataları bir bir gözleri önüne sermesi tabi diğer yandan kendi açısındanda kendinin eksikliklerini bir bir sıralaması olaylara hep kendi gözünden, hem de babasının gözünden bakabilmesi ayrı bir güzellik bence. Son olarak üniversitesilerin Çocuk gelişimine ilişkin bölümlerinde öğrencilere tavsiye edilen bir kitap mı bilmiyorum ama bence değilse bile önerilmesi gereken bir kitap.
Babaya MektupFranz Kafka · Can Yayınları · 201953,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2020 18. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2020 13:41
Not:Spoiler içerebilir. Fatma Aliye Hanımın 1896 yılında yazdığı "Refet" Türk edebiyatının ayakları üzerinde duran ilk kadın karakteridir. O dönemde ve aslına hala günümüzde Kadına toplumda biçilen "Ahmet'in veya Mehmet'in Zevcesi" rolünü nasıl yırtıp attığını, yoksulluğa, fakirliğe karşı nasıl ayakları üzerinde hiç bir erkeğe muhtaç olmadan dimdik durulması gerektiğini en güzel anlatan kitaplardan biri "Refet". Refet annesi ile tek başına tüm zorluklara, yoksulluğa göğüs gerip öğretmen olmayı amaçlar ve sonunda öğretmen de olur. Ama aslında asıl anlatılmak istenen günümüzde bile "zengin bir kocaya kapak atmak" zihniyetinde olanların o zengin kocanın malına veya başına bir şey geldiğinde nasıl çaresiz ve kimsesiz ortada kaldığı nasıl birilerine muhtaç olduğu ve asıl olanın akıl ve bilgi olduğudur ve aynı zamanda kendi ayakları üzerinde durabilen, meslek sahibi, kadının da toplumda bir birey olduğunun hikayesidir "Refet". Ve günümüzde bilgiye ulaşmanın tek tuş kadar yakın olduğu bir çağda bile hala "Ahmet'in veya Mehmet'in Zevcesi" olmak ile övünenlerin olduğunu düşünürsek 1896 yılında bir kadın yazarımızın yarattığı bu güçlü kadın karakter beni ziyadesi ile mutlu etti. Ve bence "Refet" tüm kız çocuklarımıza okutulması ve örnek almasına yardımcı olunması gereken bir kitap. Ülkemdeki ve dünyadaki her kadının bir Refet olabildiği bir geleceğe uyanmak dileğiyle...
Eğitim
RefetFatma Aliye Hanım · İş Bankası Kültür Yayınları · 20187,3bin okunma
Çakırcalı Efe
9/10
·182 syf.··
Beğendi
·
2019 133. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2019 11:35
Not: Spoiler içerebilir !! Uzun zamandır uygulamayı kullanıyorum fakat bir inceleme yazıp yazmamak konusunda oldukça kararsızdım. Kısmet sanırım bugüne ve bu kitabaymış. Kitabı bitir bitirmez aklımda var olan bu kararsızlığım yok oldu ve yazacaksam ilk böyle bir kitaba yazmalıyım oldum. Öncelikle bu benim Yaşar Kemal’in okuduğum ikinci kitabı daha önce Ağrıdağı Efsanesi’ni okumuştum ama sanırım bu kitap kadar bende heyecan uyandırmamıştı. Birazdan sanırım bunun sebebi kitabın en başında Albay Rüştü Bey’in kendisi ile görüşülerek ve onun anılarından yola çıkılarak gerçek bir hikayenin anlatılacak olması beni etkiledi. Kitabın sonuna kadar sıkılmadan ilerledim. Yaşar Kemal, söz konusu anıları öyle bir hikayeleştirmiş ki sizde kitapla bir bütünleşmişlik hissediyorsunuz kendinizde. Haksızlık eder miyim bilmiyorum ama uzun zamandır okuduğum kitaplardan bundan aldığım kadar keyif almamıştım sanırım. Birazda Egeli olmam olayların geçtiği coğrafyayı az çok biliyor olmam zihnimde kurguyu canlandırmamda yardımcı oldu belki de bu sebepten dolayı çok keyif aldım diyebilirim. Kitap boyunca yeri geldi kendimi Çakırcalının yerine koydum başka ne yapabilirsin ki hakkı yenen, zulme uğrayan senden biçare umut beklerken diye düşündüm, kendisine hak verdim. Yeri geldi kendimi Devletin yerine koyup bir yandan da kendi otoritenin sarsıldığında ne yapardın ki başka oldum. Kitapta en çok da hüzünlendiğim ve etkilendiğim nokta Kara Ali Efe’nin idam sehpasında son nefesini verene kadar hala Çakırcalıdan umudunu kesmemesi oldu. Yaşar Kemal hikayenin o kısmı bence öyle güzel kurgulamış ki bende son dakikaya kadar Kara Ali Efeyle birlikte bir umut kurtarılmayı bekledim diyebilirim heyecanla. :) Sonuç olarak ise yanlış mı bir yorum yapıyorum bilmiyorum ama Marquez’in “Kırmızı Pazartesi”nde
Edebiyat
Çakırcalı EfeYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20126,6bin okunma