Huzursuzluk... Livaneli'nin okuduğum her kitabından sonra hissettiğim duygu. Her seferinde kitabı bitirdiğimde bir süre ne yapacağımı ne hissedeceğimi ne düşüneceğimi bilemez halde kitaba bakıyorum. Sonra bu duruma bir isim buluyorum; Huzursuzluk...
Kitap arkadaşının ölüm haberini alan İbrahim'in doğduğu memleket olan Mardin'e gelmesiyle başlıyor ve burdan sonrası hep gerçek hayat, kurgu falan değil. Suriye iç savaşında ışidin Ezidilere(Yezidi değil!) yaşattıklarını daha önce bir kaç yerde de okuduğum şekilde aktarmış Livaneli. Aslında hep bildiğimiz, duyduğumuz her gün haberlerde izlediğimiz ama iki saat sonra unuttuğumuz şeyler. Kanlı Ortadoğu coğrafyası, ölen masum insanlar, tecavüze uğrayan çocuklar, çocuk haliyle çocuk doğuran kızlar. Bu konu hakkında sabaha kadar da yazsam yine de bitmez yazacaklarım. O yüzden tek bir cümleyle anlat deseler hepsi "İnsanlık utancı" derim.
Livaneli diyor ki:" Derdim, olanları dünya aleme duyurmak falan değil, insanları bakın bakın neler oluyor bu dünyada diye sarsmak da değil, bunların hepsini Angelina Jolieler benden kat kat iyi yapıyor. Ben sadece kendimi tedavi etmek için yazıyorum, insan denilen yaratıkların arasında yaşama gücünü tekrar bulabilmek için ."
İşte bende tam olarak bunu hissettim kitabı okuduktan sonra, bu düşünceyle karar verdim inceleme yazmaya, "kendimi iyileştirmek" için. Bende herkes gibi birkaç saat sonra yaşadığım huzursuzluğu unutup yeni bir kitaba başlayacağım. Orda yine başka insanların acılarını okuyacağım, sonra yine bir huzursuzluk sonra yine insanların geldiği utanç verici noktaya lanetler ve sonra yine aynı şekilde hayatımıza devam...