Bir ezgi, bir müzik, alışılmışın dışında kulağında yankılanan bir kaç nota, ne kadar uzağa götürebilir? Seni senden (beni benden) daha iyi anlayan var mıdır acaba? Suskunluktan bir yüz yaptım kendime, kolayca saklanabilmem için. Kendi yüzümü unuttum sonunda…
Sıradaki şarkı benim şansıma diyip yalnızlığıma bir dilek tutuyorum. Biliyorum haberler çıkacak şansıma benden hazin biçimde bahseden. (Bir yerlerde okumuştum sanırım, aklımda kalmış) Oluyor böyle bir şiirden, bir alıntıdan yararlanıp, hayatın akışına bir nebze tazelik eklemek gibi atılışlarım. Yoksa nasıl gider bu serüven. “bu serüven ki, bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri ve terketti bizi huzur denen sevgili
kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında
billur bir kuş gibi” bu da İbrahim abinindi. Çak bir yakışıklı gülümseme hadi gün doğsun. Konumuza dönelim.
Sıradaki şarkı, beni çok uzaklara götüren, aklımdakinin altını üstüne getiren deyişlerle dolu bir şekilde yankılandı. Şimdi sahil boyu yürüyüp şarkının notalarına bırakmak isterdim ruhumu ve bedenimi. Geçmişin gölgesine, gurbetin geleceğine bir küfür basıp aklımdaki çocuğu serbest bırakmak isterdim. Ne varsa omuzlarımda, bir hamalın sırtındaki yükü indirmesi gibi atmak isterdim sahil boyunca. Aklımı uzaklaştırıp kendimden, kalbimin feraha ermesini isterdim.
Ne var ise içinde yankılanan bağıra çağıra haykırmak,
Uzakların verdiği hasreti bir çıra çöplüğünde yakmak
Annemin dizine başımı koyup
Anne bana oku demek isterdim
Sessizce yürümek, neresi bilmiyorum, rota yok işte. Ayağımın bastığı yeri hesaplamadan, haritaya bakmadan.
Kırılmışlıkları aynada her sabah omuzlarıma takmaktansa, her sabah yüzümü yıkarken hangisini yıkayacağıma şaşırmaktansa, sahilde dökülmek isterdim. Tüm çakıl taşlarımı kıyı boyunca bırakmak. Ucu bucağı olmadan yürümek, nefesimin yettiğince