Yağmuru dinmiş bulutlardan geriye ne kaldıysa bu şehirde, toprak kokusu, düşen yapraklar, ıslak caddeler, perdeleri kapanmış pencereler, korna sesleri, yürüyen bedenler, arada bir sendeleyenler, koşarken takılıp düşenler, gazeteler, kuyumcu dükkanları, borsacılar, bizler, en çok bizler… gittikçe çoğanlan ben, sen o’lar. Kuşların gözlerinden bakınca bizler, yerden bakınca ben, sen, o’lar...
“Kalmış mıdır kalesi kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi
Nedir yalnız bize yakışan bu serüven.”
Hangi cuma günü hatırlamıyorum, uzak değil bir ay önce. Namazdan sonra yolları arşınlayıp, kendi serüvenime uygun bir kaç cadde, mekan, hava durumu bulabilirim sandım. Sessizlikte arınırım sandım, arınamadım. Kalabalıkta arınırım sandım… yürürken caddeler boyunca, aklıma takılan bir kaç şiirin pençesine yakalanmış dilim, gönlümde “arayan bulur” kelimelerinin cereyanı esiyor. Osman Konuk, Tarık Tufan, İbrahim Tenekeci, Haydar Ergülen, Ahmet Erhan, daha ismini saymadığım bir sürü şair ve yazarların arasından geçiyorum. Cadde kalabalıklaşıyor, hafif bir yağmur başlıyor, insanlar çekiliyor, grimsi bulutlar gökyüzünü kaplıyor, yağmur trafiğine takılmak istemeyenler gaz ve kornaya abanıyor, kuyumcu dükkanlarının ışıltıları sönüyor, marketler kapıdaki gazete köşelerini içeri çekiyor, yağmurun kaldırım boşluklarındaki bıraktığı suya düşmemek için sendeleyen insanlar beliriyor.
İyi mi gözlemledim bilmiyorum, aklımdakiler ile gördüklerimin uyuşmadığı aşikar. Üzerinden zaman geçti. Geçen zaman üzerimde iz bıraktı. Yağmur hızlanmış ben arınmanın eşiğinde yağmurun altında dikilip kalmışım. Koşarken ceketiyle başının üstüne çadır kurmuş adamın bana çarpmasıyla sarsıldım. “Delimisin oğlum, bu yağmur altında kaldırımın ortasında durmuşsun.” diye bağırdı. “Bilmiyorum, değilim” demedim elbet. Başımla