Yunus yc

Yunus yc
Bir hayat, mahcup ve duru Tanrım, gülleri ve sessiz harfleri koru ...
Yağmurda koşan bir çocuk olsam Vedalaşır gibi, bildikleriyle. Kendinden mahrum kalır mı insan? Kalsam.
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kaç kilo kavun istiyorsun? diye sordu manav bana. Sordum: Gönül hoşluğunun gramı kaça?
1000Kitap
Kimin canı solsa, sorar bana: Gönlümüzü yakacak ateş nerede?
Sayfa 33·Kitabı okudu
Edebiyat
Kendi kendimelerim 10
Sokaklardan arta kalan yaşamları toplamaya başladığım günlerden birinde, ayak izlerine rastladığım çocukluğumun yaşanmamış günlerine rastladım. Cedric’in “sekiz yaşında hayat çok güzel” dediği zamanlardı. Hafta sonu çizgi film izler, hafta içi sabahın sekizinde kapıda arkadaşlarla karşılaşır, dağılırdık. Kimimiz tornacıya el atmış, kimimiz berberde kalfa, kimimiz tekstil atölyesinde aracıydı. Hayat akşam paydosundan sonra çok güzeldi. Bisikletime biner tüm sokağı sayısını bilmediğim kadar turlardım. Hafta sonu öğlen güneşin altında misket oynardık. Renkli cam misketlerim, canım misketlerim. İki parmağımın arasına alıp, güneşe doğru tutup, güneşin misketin içindeki ahengini dakikalarca izlerdim. Cedric’in “hayat sekiz yaşında çok güzel” dediği zamanlardı elimizde kolumuzda yağ, leke, kot boyası ile evlerimize döner akşam yemeklerini büyük bir iştahla yerdik. Annemizin bol sabunlu suyla yıkadığı yüzümüzden akan lekeler lavabonun beyaz seramiğinde halkalar oluştururdu ve biz biraz daha büyürdük… Hayat sekiz yaşında çok güzeldi ve gerçekçiydi bizim oralarda. Sahici bir yanı vardı. İnsanın tutan, eğiten, yüzleştiren ve anımsadıkça dudağına hafif bir gülümseme değdiren… Bazen büyümeyi istemekle çocukluğumuza en büyük küfürü etmiş gibi hissediyorum. Dudağımdaki sigaranın verdiği zift tadı ile, çocukluğumun tüm anılarını dumama boğuyorum. Oluyor böyle şeyler, gülmeyin, alışıyor insan zamanla. Ve zamanın akışına bırakıp takvimden bir gün daha düşüyor... … Koltuğumda otururken zamanın pençesine yapışmış anılarım canlanıyor gözlerimde. Bir acıdan daha büyük bir acıya iltica etmiştim. Büyümüştüm. Kırgın ve güvensiz yaşıyordum mülteciler gibi sınırların ötesinde. Aykırı düşüncelerim oluyor bazen. Keşke hafızam doğduğum zaman kulağıma okunan ezan ve ismimin üç defa tekrarlandığı
Duygu ve Düşünce
Kendi kendimelerim 9
Yağmuru dinmiş bulutlardan geriye ne kaldıysa bu şehirde, toprak kokusu, düşen yapraklar, ıslak caddeler, perdeleri kapanmış pencereler, korna sesleri, yürüyen bedenler, arada bir sendeleyenler, koşarken takılıp düşenler, gazeteler, kuyumcu dükkanları, borsacılar, bizler, en çok bizler… gittikçe çoğanlan ben, sen o’lar. Kuşların gözlerinden bakınca bizler, yerden bakınca ben, sen, o’lar... “Kalmış mıdır kalesi kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi Nedir yalnız bize yakışan bu serüven.” Hangi cuma günü hatırlamıyorum, uzak değil bir ay önce. Namazdan sonra yolları arşınlayıp, kendi serüvenime uygun bir kaç cadde, mekan, hava durumu bulabilirim sandım. Sessizlikte arınırım sandım, arınamadım. Kalabalıkta arınırım sandım… yürürken caddeler boyunca, aklıma takılan bir kaç şiirin pençesine yakalanmış dilim, gönlümde “arayan bulur” kelimelerinin cereyanı esiyor. Osman Konuk, Tarık Tufan, İbrahim Tenekeci, Haydar Ergülen, Ahmet Erhan, daha ismini saymadığım bir sürü şair ve yazarların arasından geçiyorum. Cadde kalabalıklaşıyor, hafif bir yağmur başlıyor, insanlar çekiliyor, grimsi bulutlar gökyüzünü kaplıyor, yağmur trafiğine takılmak istemeyenler gaz ve kornaya abanıyor, kuyumcu dükkanlarının ışıltıları sönüyor, marketler kapıdaki gazete köşelerini içeri çekiyor, yağmurun kaldırım boşluklarındaki bıraktığı suya düşmemek için sendeleyen insanlar beliriyor. İyi mi gözlemledim bilmiyorum, aklımdakiler ile gördüklerimin uyuşmadığı aşikar. Üzerinden zaman geçti. Geçen zaman üzerimde iz bıraktı. Yağmur hızlanmış ben arınmanın eşiğinde yağmurun altında dikilip kalmışım. Koşarken ceketiyle başının üstüne çadır kurmuş adamın bana çarpmasıyla sarsıldım. “Delimisin oğlum, bu yağmur altında kaldırımın ortasında durmuşsun.” diye bağırdı. “Bilmiyorum, değilim” demedim elbet. Başımla
Hayata Dair