O, bu asrın en büyük filozofunun dediği gibi:
“–Ruh muvazenesini(dengesini) kaybeden ve makine keşifleri karşısında ruh hakimiyetini elden kaçıran Garp entellektüelinin, çareyi topyekün ruhu inkarda ve maddeye esarette bulan intihar teşebbüsü...”
Zamanın, ehramları bile kurşun kalem gibi yonttuğu ve her şeyin dipsiz bir Adem uçurumuna doğru kaydığı bu fâni alemde insanın baş meselesi ve bütün (efor)unun tek merkezi, ölümsüzlük çabası diye gösterilebilir.
Mutlak dertsizlikten büyük dert düşünülemez.
Sağlığın zıt kutbu olan hastalık, sıhhat arayıcılığında, bir bakıma şifa unsurunda bir ihtiyaç değil midir?
Eski yunan hakimi (Solon)un “bir arızadan ibaret” dediği, maddesiyle tabiattan bir parça gibi pörsüyüp, manasıyla da pörsemeyeceği, gitmeyeceği hissini veren esrarlı yaratık… Acaba bu yaratık (Solon)nun yalnız fânilik cephesiyle görebildiği, suda dalgacık, iplikte büklüm gibi bir anlık bir mevcudiyet mi, yoksa dış ve kabuk hüviyetinin içi ve özüyle zaman ve mekan üstü bir varlık mı?