"isteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğimi fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiilerin daimi bir mesulünü bulmuştum: buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizdeki şeytan yok... içimizdeki aciz var... tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç birşey: hakiklatleri görmekten kaçmak itiyadı var..."
bu romanı okuduktan sonra türk edebiyat tarihinden hızla gelip geçen sabahattin ali gibi bir yazarın, yaşadığı dönem içerisinde anlaşılamayan kadrinin kurbanı olmasına nasıl müsaade edildiğini anlayamamanın derin hüznünü bu yaşımda daha yeni hissediyor olmam beni utandırmaktadır.
içinde yaşadığımız toplumun yitirilmiş değerlerine bu kadar yabancılaştığını görmek çok acı.
-- spoiler ---
sabahattin ali'nin kurk mantolu madonna adli romanindan sonra okudugum ikinci kitabi. o kitaptan sonra heralde yazarin tuttugu bakkal defterini bile alip okurum dusuncesi kafamdan hala silinmedi. ama tabi kurk mantolu madonna kadar aklimda unutulmaz, guzel tadlar birakmadi. nedenine gelince sanirim, anlatimdan, olaydan, usluptan degil. zira bunlari yaziya doken ya da olusturan ayri kisiler degil, yine sabahattin ali'nin kendisi. bence sorun kisilerden kaynaklaniyor. kurk mantolu madonna'da kendimi yerine koymak istedigim insan "raif bey", ya da bu dunyaya disi olarak gelsem yerinde olmak isteyecegim kisi "maria puder" yok. yani asmis insanlarin kitabi degil bu.