"Ey âdemoğlu! Kaza avcısı ne zaman seni bela oklarının hedefi kılsa ve felek celladı ne zaman cefa kılıcı ile seni öldürmeye meyletse Müsterih Ol yani ümit gözünü rıza nuruyla aydınlatıp şükret ki bu evliya ve peygamberlerin makamının belirtisi, yücelik ve şeref mertebesini elde etmenin göstergesidir."
…Aynı zamanda cihadın meydanlarda savaşmaktan ibaret olmadığını, gerektiğinde anne-babasına hizmet etmenin de cihad olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Abdullah b. Amr şöyle demiştir: "Aslında müminin durumu şöyledir ki, mü'min ruhunu teslim ederken, tıpkı hapishâneye düşüp de orada geceleyen ve sonra da oradan çıkarılan bir tutuklu gibidir. Nasıl ki geniş Dünyẩ'ya çıkar da istediği gibi gezer tozarsa, mü'min de rûhunu teslim ettiği an âdetâ hapishâneden kurtulmuş ve serbestliğe kavuşmuş bir tutuklu gibi olur. İşte asıl Ahiret hayatı için hazırlık yapan kimse de, Dünyẩdan uzaklaşmaya çalışır ve kesinlikle ondan bağlarını koparmak için uğraşır. Böyle biri Allah'ı anmaktan başka bir şey düşünmez. Onun işi ve gücü Rabbi ve Rabbinin hükümleridir. Oysa Dünyâ meşgaleleri, Dünyẩdaki uğraşılar, onun asıl sevgilisine ulaşmasına bir engeldir. Nasıl ki hapishâne de insanın sevdikleriyle aralarında bir engel ise, Dünyâ da, Rabbine kavuşmak isteyenlerle aralarında bir engel oluşturmaktadır. Çünkü Dünyẩdaki arzulara, nefsî duygu ve isteklere gerçekten karşı koyması, kendisine bir sıkıntı ve eziyet verir. Ancak ölümle mü'min, kendisine ezâ ve cefâ veren tüm sıkıntılardan kurtulmakta, hapishâneden dışarı çıkmış olmaktadır. Artık bundan böyle sevdiği Rabbiyle başbaşa kalma imkânını elde edebilmektedir. Artık herhangi bir sıkıntı ve zorlukla karşılaşmaksızın, herhangi bir engel olmaksızın Rabbine kavuşmanın hazzını yaşamaktadır. Bir mü'min için bundan daha büyük bir nimet, lezzet ve haz düşünülebilir mi?