Yavuz Tellioğlu

Bazen ısırılmayı açlıktan ölmeye yeğlemek lazım.
Her yer su iken, hayvanlar suyun üstündeydi. Gälûñ'lätï, Kemerin ötesindeydiler; ama çok kalabalıktı ve daha fazla alana ihtiyaç duyuyorlardı.Suyun altında ne olduğunu merak ettiler.ve nihayet Dâyuni'sï, "Kunduzun Torunu",küçük Su böceği,Gidip bir şeyler öğrenip öğrenemeyeceğini görmeyi teklif etti. Suyun yüzeyinde her yöne doğru hızla hareket etti, ancak dinlenebileceği sağlam bir yer bulamadı.Sonra dibe daldı ve biraz yumuşak çamurla birlikte su yüzüne çıktı.Bu süreç, her yöne doğru büyüyüp yayılmaya başladı ve sonunda bugün dünya dediğimiz adayı oluşturdu..Daha sonra dört ip yardımıyla gökyüzüne bağlandı, ancak bunu kimin yaptığını kimse hatırlamıyor. Başlangıçta dünya düz, çok yumuşak ve ıslaktı.Hayvanlar aşağı inmek için sabırsızlanıyorlardı ve henüz kuruyup kurumadığını görmek için farklı kuşlar gönderdiler, ancak konacak bir yer bulamayınca tekrar geri döndüler.Gälûñ'lätï.Sonunda vakti gelmiş gibiydi ve Akbaba'yı gönderip kendileri için hazırlık yapmasını söylediler. Bu, şuydu...Büyük ŞahinŞu anda gördüğümüz tüm akbabaların atası. Yeryüzünün her yerinde, yere yakın uçuyordu ve yeryüzü hala yumuşaktı.Oraya vardığındaÇeroki ülkesi,Çok yorgundu veKanatları çırpınmaya ve yere vurmaya başladı; yere vurduğu her yerde vadi, tekrar yukarı kalktığı yerde ise dağ oluştu. Yukarıdaki hayvanlar bunu görünce, tüm dünyanın dağlarla kaplanacağından korktular ve onu geri çağırdılar; ancak Çeroki toprakları bugüne kadar dağlarla dolu kalmıştır. Toprak kuruduğunda ve hayvanlar aşağı indiğinde hava hâlâ karanlıktı, bu yüzden güneşi alıp her gün adanın doğusundan batısına, tam tepelerinden geçecek şekilde bir yol çizdiler. Bu şekilde çok sıcak oluyordu ve Kızıl Kerevit Tsiska'gïlï'nin kabuğu kıpkırmızıya dönüyordu, bu yüzden eti bozuluyordu; ve Çerokiler onu yemiyorlar.Sihirbazlar güneşi başka bir yere yerleştirdiler.el genişliğindeDaha yükseğe çıkardılar ama yine de çok sıcaktı. Bir kez daha, bir kez daha yükselttiler, ta ki yedi karış yüksekliğe ve gökyüzü kemerinin hemen altına gelene kadar.O halde doğruydu ve öylece bıraktılar. The Son
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Mucizelere yaklaşımı
Gerçek mucize ebedi mutluluğa ulaşmaktır : "Bir mürit hiçbir insanüstü mükemmellikle övünmemelidir. Kötü niyetle ve açgözlülükle, istersesemavi vizyonlarya, da mucizeler olsun, insanüstü bir mükemmellikle övü- nen mürit, artık Sakyamuni'nin müridi değildir. Hata işleyen bir insanın bir aziz olabileceği, gerçek aydınlanmaya erişenin gerçek yolunu bulacağı ve bencilliğin kötü yollarını terk edeceği, dünyaperest bir kimse için harikulade, esrarengiz ve mucizevi bir şey değil midir? Kutsallığın ebedi mutluluğu uğruna dünyanın geçici zevklerinden vazgeçen bhikkhu, gerçekten mucize denebile cek tek mucizeyi yaratmaktadır. Kutsal bir insan karmanın lanetlerini takdise dönüştürür. Mucize yaratmak arzusu ya açgözlülükten ya da kibirden doğar."
Alıntı
DÖRT SOYLU GERÇEK
Dört soylu gerçek, Budist öğretinin temel anlayışını oluşturur: Birinci soylu gerçek (Dukkha); yaşamda ıstırap vardır "Doğum dukkhadır, yaşlanmak dukkhadır, ölüm dukkha- dır, üzüntü, feryat, acı, çaresizlik dukkhadır, hoşlanılma yana/ sevilmeyene yakın olmak dukkhadır, hoşlanılana/ sevilene uzak olmak dukkhadır, istediğini alamamak dukkhadır . " Buda Yaşam acılarla doludur. Bu ilk soylu gerçek Dukklıa keli- mesiyle tanımlanır, aslında kelime anlamı acıdan daha farklıdır. Buda'ya göre insanların yaşamiarına bütünsel bir gözle bakıldığında, sürekli bir kaygı halini görmek mümkündür, Dukkha'yla bu kaygı, tatminsizlik hali kastedilir. İnsanın kendisine yönelik duyduğu kuvvetli arzular kay- gıya yol açar. Bu arzular yerine getirilse, tüm istekler gerçek- leşse bile bunlar ebediyen elde tutulamayacakhr. Sadece bek- lenti hali değil, onları kaybetme olasılığı da bir kaygı vesilesi- dir. İstekierin elde edilernemesi de aynı şeki ld e bir kaygı 70 BUDA'NIN ÖGRETiSi durumu yaratır. Bu sefer de, doyumsuzluk nedeniyle ya da engelleyici arzular nedeniyle acı çekilir. Diğer bir deyişle, in- sanın doğasında olan çok temel kaygı hali tüm deneyimlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Buda, bu problemin çözümünün, istekleri, tutkuları ger- çekleştirmek üzere dünyayı değiştirmeye çalışmakta yatma- dığını söyler. Çözüm, dış dünyayı buna zorlamak değil de, insanın kendinde bir içsel dönüşüm sağlamasındadır. Buradaki gerçek; dünyanın durumunun çözümün değil de
1000Kitap
Buda'nın son zamanları
Buda son dönemlerinde, vücudunda zorlanmalar yaşamaya başlamıştı. 79 yaşına geldiğinde, zorluklarla geçen o yıl Rajahaga' dan kuzeybatıdaki Vaisali'ye kadar yolculuk yapmıştı. Sonradan önemli bir Budist üniversitesinin yapıldığı Nalanda ismindeki bölgede kısa bir mola vermiş, ardından ikinci molası Pataligama' da olmuştu. Bu m ola zamarıında "Burada daha sonra büyük bir şehrin temelleri atılacak " kehanetinde bulunmuştu. Gerçekten de daha sonra burada Patna isminde büyük bir şehir kurulmuştur. Vaisali'ye vardığında ciddi olarak hastalanmış, şiddetli sancılar çekmeye başlamıştı. Fakat kendine hakim olarak şikayet etmeden bu duruma katlanıyordu. Sangha'sırun kendisinden sonra devam etmesi için son olarak yapması gerekenleri yapmadan ve müritlerine hitap etmeden veda etmemesi gerektiğini düşünerek yeniden iyileşmeye gayret etmekteydi. Sadık hızeni ve yardımcısı olan Ananda'ya ve yanındakilere kendisinden sonra "Sangha topluluğunun hiçbir şekild e kendi kişisel varlığına bağlı olmaması" gerektiğini aktarmıştı : "Ey Ananda, kendi kendinize fener olun, kendinize güvenin, dış yard ıma güvenmeyin. Gerçeğe bir fener gibi sıkı tutunun, kurtuluşu yalnız gerçekte arayın, kendinizden başkasından yardım aramayın. Peki Ananda, bir kardeş kendine nasıl fener o labilir ve hiçbir dış yardıma değil de ya lnı z kendine güvenebilir, nasıl gerçeğe bir fener gibi tutunabilir ve kurtuluşu yalnız gerçekte arayabilir ve kendinden başka kimseden yardım aramaz? Burada, ey Ananda, bir kardeş, bedende iken bedenine öyle dikkat etsin ki, gayretli, düşüneeli ve dikkatli olarak, dünyada iken bedenin özlemlerinden doğan dertleri yenebilsin. Duygulara maruzken o duygulara öyle dikkat etsin ki,gayretli, düşüneeli ve dikkatli olarak, dünyada, iken duygulardan doğan dertleri yenebilsin. Ve ayrıca,
1000Kitap
Buda'nın misyonu
Buda'nın insanlığın ıstırapianna karşı duyduğu merhamet duygusu ve çelik gibi sağlam iradesi, iç disipliniyle başlattığı yolculuk büyük bir etkiyle geniş bir kesime yayılmıştı . Artık pek çok bölgeden, farklı sınıflardan insanlar ıstıraplarının çözümü için ona, onun öğretisine katılıyorlardı. Buda ha yatının elli yı llık dönemini yaşadığı topluma hizmet misyonuyla geçirmişti . Sabit bir yerde kalmadan mevsim koşullarına da göre köyden köye dolaşarak hizmet vererek geçmiş ti ömrü. Bir yerleşim bölgesine varınca, elinde değneği ve kasesiyle yörenin evlerini dolaşır, günlük yemeğini biriktirirdi. Hayatı boyunca tüm kast ve sınıflardan insanlarla beraber olmuştu . Her sııuftan, her türden insanla yaptığı yüzyüze konuşmalar manastır ilkeleri altında saklanarak günümüze kadar gelebilmiştir. Aktarılan her kayıtta verdiği ahlaki ya da ruhsa bir ders de bulunuyordu. Budizm'in ilk dönem edebiyat eserleri Buda'nın insanlarla karşılaşmalanna , soru cevaplanna dayalı kayıtlarla doludur. Kitabın ilerleyen sayfalarında bunlardan pek çok örnek yer almaktadır.
1000Kitap