Yavuz Tellioğlu

Yahudiye babadan oğula geçen hanedan sistemini devam ettiriyordu, fakat Samarya bir çeşit oligarşiydi. Zenginlerden oluşan bir ihtiyar heyeti istediği adamı kral yapıyor, beğenmezse değiştiriyordu. Buzağı heykelini yapan Sâmiri’nin adıyla Samiriler olarak bilinen Samarya halkı, daha zengin, fakat daha az din- dârdılar. Hatta bazıları civârdaki farklı dinlerin tesirinde kalarak Tanrının karısı ve çocukları olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmişlerdi. Nihayet, Asur imparatorları Samarya’yı yıktı ve Sami- rilerin bir kısmı, bugün Musul yakınlarında bulunan Ninova’ya sürgüne gönderildi. Birçoğu ise Mısır ve Anadolu’ya kaçarak buradaki mahallî halkla karıştılar. Böylece, Samarya’da yaşayan on Yahudi kabilesi, dünyanın çeşitli yerlerine dağılarak asimde oldular ve kayboldular. Samarya’dan yüz otuz altı yıl sonra Yahudiye Krallığı da Bâbil İmparatoru Nebukadnezar tarafından yerle bir edildi ve Hazret-i Süleyman’ın yaptırdığı mabet yağmalandı. Ardından Yahudilerin binlerce yıl sürecek sürgünü başladı. Pers Kralı Kuruş, Babillileri yenerek buradaki Yahudilerin tekrar Kudüs’e dönmelerine izin verdi. Fakat sürgüne gidenlerin sadece yarısı geri döndü, onlar da dindâr olanlardı. Zengin Ya- hudiler yağmalanmış fakir topraklara geri dönmek istemediler. Dönenler mabedi tekrar açtılar ve Üzeyr Peygamber sayesinde sürgünde iken unutulan kitaplarını ihya ettiler. Perslerin güçten düşüp Yunanistan’ın güçlenmesiyle Kudüs’teki Yahudi kültürü de dejenere oldu.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Öyle anlıyorum ki pek çoğumuz kalbimizi sevgiye açmaktan büyük korku duyuyoruz ve siz şöyle bir yanıt verdiniz: Bu yok olma korkusu yüzündendir. Sorum şu: Bu korku nereden geliyor? P'taah: Uzun bir yanıt mı istersiniz, kısa bir yanıt mı? S: (Gülümseyerek) Kısa bir yanıt. P'taah: Bu da çok-boyutludur. Biz herkesin anlayacağı şekilde, zaman içinde fazla gerilere gitmeden ve genetik ol­ gulara vb. fazla dalmadan uygun olanı söyleyeceğiz. Şu sıra­ da herkes için uygun olan şekilde konuşacağız; sadece bu ha­ yattan söz edeceğiz. Çünkü gerçekten, siz bütün diğer hayat­ larınızda kucaklamadığımz şeyleri elbette ortaya çıkaracak­ sınız. Geçmiş yaşamları araştırmaya ihtiyaç yoktur.
Okültizm dendiğinde fiziksel ve ruh­ sal yaşamın gizli, saklı, bilim tarafından henüz tanınmamış ol­ guları üzerinde yapılan uygulamalı ve kuramsal çalışmalar an­ laşılmaktadır. Bunlar bilimler tarafından benimsenmiş yasala­ rı çiğneyecek gibi görünen ve çoğunlukla doğaüstü olarak ad­ landırılan olgulardır." Okültizmin ve parapsikolojinin bilim oldugu yönündeki iddialar, daha çok heteroks, heretik, fakat "batıl inanç" olarak da kabul edilmeleri nedeniyle, insanlık ta­ rihindeki çeşitli dinlere bağlanan, diğer okült ve ezoterik yakla­ şımlardan ayrılmaktadır. Parapsikoloji, kendini dinden çok bi­ limin yanında görmekte olup okült olguların ve bunlarla ilgi­ li "yüce bilgi"nin, "arkaik insanların tümü tarafından bilinen bilgiden" üstün tutulmasına katkıda bulunmuştur. Buna bağ­lı olarak, modern bilimler tarafından yaratılan sorunları (ekolo­ jik kriz gibi) aşmak için, örneğin "New Age-Yeni Dalga" akımı gibi, "yüce bilgi"nin yeniden geçerli kılınmasını savunan gö­ rüşler ortaya atılmıştır.
Bu (sözde) ruhsal güç, kısaca psi ('l)!, Yunanca ruh anla­ mına gelen psyche kelimesinin ilk harfi,) olarak da adlandı­ rılır. Bu (sözde) güç için ayrıca, Od (von Reichenbach'a göre), Ki (Japoncadan alıntı) veya Organ (W. Reich'a göre) gibi fark­ lı tanımlamalar da kullanılır. Oysa bu kelimelere bağlı olan anlamlar birbirlerine özdeş değildir. Bir medyum bir seans­ ta ruhsal gücü yardımıyla bir nesneyi ortaya çıkarırsa buna materyalizasyon (maddeleştirme), eğer yok ediyorsa dema­ teryalizasyon denilir.