YAZINSAL BİR
ŞEYTAN ÇIKARMA PROGRAMI (MEIER, JEAN PAUL, KLINGEMANN)
Aydınlanma Şeytan mitini kültür tarihinin kaidesinden söküp at mışhr. Bu ikonakmcı hareketin başlangıç noktası kötülüğün var olduğundan şüphe edilmesi değildir; sadece kötülüğe fiziksel bir biçim atfedilmesi reddedilir. Bu dönemde eleştiri, Tann'ya karşı koyan şeytani gücü bir bedende tasavvur ederek kendini açığa vuran bir boşinancın ürünlerine yöneliktir. Cehennem prensini konu alan bütün bir mitoloji akıldışı olmak.la suçlanmış, uydurma bir hayal olarak görülmüştür. Geleneksel Şeytan imgesinin mas kesini düşürmek için, tam bir kararlılık.la Kartezyen felsefenin ya da Leibniz-Wolff felsefesinin rasyonalist tümdengelimci yöntemi kullanılır. Zihinsel bir değerlendirmeye tabi tutulan Şeytan miti nin kuruntulu tasavvurların ürünü olduğu teşhir edilmek istenir. Aynca bu türden bir eleştirel "haçlı seferi" için özellik.le elverişli olan bir yazınsal tür de şeytan çıkarma kampanyasına katılmış, ona destek olmuştur: Hiciv. Ancak, hicivler dikkatle incelendiğin de, cehennem prensine yönelik Aydınlanmaa alaycılığın diya lektik özellikler taşıdığı görülecektir. Çünkü bu çaba, büyüsünü bozmaya çalışhğı şeyi dolambaçlı yollardan geçirip sonunda ona yeniden hayat vermiştir.
Bütün Ortaçağ boyunca Şeytan, devasa ve çirkin bedeniyle Hıristiyanlık karşıh bir dünyanın varlığını belgeleme görevini
11
AYDINLANMA VE PSiKOLOJi
yerine getinnişti.1 Apokrif Bartholomeus İncili'nde Şeytan'ın, yanında gökten ahlmış 660 melek bulunan bir dev olarak betim lendiği görülür: "1600 arşın boyundaydı, gövdesinin genişliği ise 40 arşındı."2 Ortaçağ Şeytanı farklı parçaların bir araya gelme siyle ortaya çıkmış bir üründü: Lucifer'in ürkütücü isyankarlığı, Önasya cinlerinin karanlık gururu, Pan'ın şehveti ve Cermen ca navarı
EKSİKLİK MODELİ (PLOTİNOS, AUGUSTİNUS)
Paul Ricoeur Finitude et Culpabilite'nin [Sonluluk ve Suçluluk] LJı Symbolique du Mal [Kötünün Sembolizmi] başlıklı ikinci cildin de kötünün kökenine ilişkin mitlerdeki iki farklı tipolojiden söz eder. Daha eski olan Sümer-Babil kültürüne ait mitlere göre, kötü iyinin yanında yaratılış öncesinden beri var olmuştur. Öncelikle Eski Ahit'teki İlk Günah mitinden tanıdığımız ikinci versiyonda ise, kötülük sonradan ortaya çıkmış görünüyor; yani insanın ge lişim sürecini ilk andan başlayarak yönlendiren değil, buna son radan dahil olan bir unsur olarak.121 İlk durumda kötü, Tann'run (ya da tanrıların) eserini ortaya koymasından önce kozmosta mevcuttur, çünkü yaratılış sürecinde tarihin kurucu kuvvetleri tarafından işlenmesi gereken ilksel maddeye dahildir. Yaratılış, kahramanların ve anti-kahramanların aydınlık ve karanlık gibi karşı karşıya geldiği bir dramdan farksızdır. İçinden tanrısal ışı ğın çıktığı karanlık ve kaos, bir ilk-dünya oluşturur. Bu bulanık ortamın tüm direncine rağmen, düzenin yapı taşlan olan zaman sallık, farklılık ve hiyerarşik sınırlama oluşabilmiştir. Ne var ki kötü, yaratılış tarafından kovulamayacaktır; çünkü Hesiodos'un Tanrıların Doğuşu'nda ima ettiği gibi, yeni dünyanın üzerin de kurulacağı temel odur: "Bak, başlangıçta Kaos vardı; ama sonra ondan yeryüzü çıkıp yayıldı, tüm Ölümsüzlerin sürekli
55
HER ŞEYiN BAŞLANGICI
ikametgahı, onlar ki Olimpos'un karlı zirvesinde yaşıyorlar, her yere yayılan toprağın altında Tartaros'un karanlığı (. . .)" .122
Hem Asur-Babil dininde hem de Orfik teogonide kabul gören böyle bir yarablış miti, kötünün creatio mundi [dünyanın yarab lışı] sürecinde yok edilemeyeceği anlamına gelir, çünkü kötülük zaten o sürecin başlamasını sağlayan koşullardan biridir. Bura dan
BAŞLANGICIN FELSEFESİ VE ESTETiCi (KIERKEGAARD, SCHELLING)
Wilhelm Schmidt-Biggemann başlangıç hakkında "geleceğin sü rekli kendini ortaya koyduğu bir süreç" demiştir.169 Başlangıcın kendine özgü belirtisi, kesin olmayanı kesin hale getiriyor olma sıdır: "Ayrımlaşmamış olan, her şeyi kapsayan ve tanımlanma mış bulunan burada ayrımlaşmış, sınırlan çizilmiş ve tanımlı bir hale gelir, gerçek Şimdi ve Burada'da somut bir bireysellik kaza nır."170 Schmidt-Biggemann'ın yaklaşımıyla değerlendirdiğimiz de, kötünün soykütüğü bu sınırlanmışlık durumunun kökenine yönelik bir bakış açısı kazandırır. Bundan böyle insana -kimlik ve özdeşliğinin önci.ilü olarak- sınırlanmışlık egemen olacakbr. Ne var ki, bu kökene dair felsefi açıklamalarda yatan iç çelişkileri hatırlayacak olursak. karşımıza başlangıç anındaki belirsiz olan ile belirli olan arasındaki ayrışmanın nasıl gerçekleştiği sorusu çıkmaktadır. Böylece yine aynşmamışlıktan aynşmışlığa, birlik ten ikiliğe geçiş sorunsalıyla karşı karşıya geliyoruz. N itekim ay rışma ve ikilik, kötünün kültürel anlamı ve Schelling'in deyişiyle "gizli kaynağı" bakımından belirleyicidir.171
Kaygı Kavramı'nda (184)4 Sören Kierkegaard, İlk Günah miti ni insanın ruhsal eğilimleri ve benlik inşasının temellerine bağla yarak ele alır. Yılan tarafından baştan çıkarılmayı, Adem'in ka fasında Tann'nın koyduğu bilgi ağacının meyvelerinden yeme
69
HER ŞEYiN BAŞLANGICI
yasağıyla başlayıp ilerleyen ruhsal bir süreç olarak yorumlar.172 Camus'nün "bilmenin Don Juan'ı"173 dediği Kierkegaard, bu şe kilde yaratılış anlabsındaki köken ve motivasyon sorununu aş mayı denemiştir. Bir yandan da İlk Günah'a ilişkin kavramsal açıklamalardaki çelişkilerden kaçınmak için, suç ve masumiyet arasındaki fark meselesini insanın iç dünyasına aktarır. "Güna hın