Yavuz Tellioğlu

Fakat bu konudaki yasak­ lamalara rağmen, İsrail toplumunun temas halinde olduğu diğer milletler (Mısırlılar, Babilliler, Filistiler, Kenanlılar vs.) arasında geniş uygulama ala­ nına sahip olan medyumluk, büyücülük, ruh çağırma, ölüye danışma, fala bakarak kehanette bulunma, ad veya kura çekme ve ateşten geçirme gibi okült uygulamalar İsrail toplumunda da yer almıştır. Ayrıca, Tanrı'nın iradesine ulaşmak adına baş kohenin, özel giysisinin (efod) göğüs kısmın­ daki bir kese içinde sakladığı iki taşı (urim ve tumim) kura çekme işlemine benzer tarzda kullandığı da bilinmektedir.Tanrı'nın vahyini bildirme bi­ çimlerinden biri kabul edilen rüya ise doğrudan peygamberlik müessesesiy­ le ilişkilendirilmekle birlikte, Tanrı'nın iradesini elde etme noktasında farklı insanların uyguladığı, peygamberliğe alternatif bir yol olarak da görülmüş­ tür. Bu sebeple Kral Davudöan sonra tek geçerli vahiy biçimi peygam­ berlik olarak kabul edilmiş; rüya yorumlama ve kehanette bulunma sonraki peygamberler tarafından yalancı peygamberlikle özdeşleştirilmiştir.
1000Kitap
Reklam
"Tanrı adamı" (iş ha-Elohim) kalıbının yanı sıra kullanılan, ileriyi gören/ kahin karşılığındaki terimler (roe / hoze), Tanrı'dan aldıkları bilgi doğrul­ tusunda sıradan insanların bilmedikleri şeyleri bilme ve gelecekteki olay­ ları tahmin etme kabiliyetine sahip seçilmiş kişileri ifade etmektedir. Buna göre navi kelimesinin ilk biçimi kabul edilen roe kelimesi, bazen gündelik ve sıradan hadiseleri de içine alacak şekilde Tanrı'nın işleri hususunda ken­ dilerine danışan halka, Tanrı'dan gelen bilgi doğrultusunda aracılık eden ya da yol gösteren ve çoğunlukla karşılığında ücret kabul eden kişiler için kullanılmıştır. Tanrı adamı olarak vasıflandırılan Samuel, aynı zamanda ilk defa roe sıfatıyla isimlendirilen kişidir.142 Roe ile aynı manaya gelen hoze kelimesi ise daha ziyade kraliyet adına görev yapan kahini ifade etmek üze­ re kullanılmıştır.143 Peygamber karşılığında kullanılan bu üç terim (roe, hoze ve navi), sırasıyla, Kral Davud zamanında görev yapan üç ayrı kişiye (Samuel, Gad ve Nathan) atıfla zikredilmiştir. Hoze terimi erken peygam­ berler döneminde olumlu manada navi kelimesiyle ilişkilendirilmekle bir­ likte sonraki peygamberlerde olumsuz çağrışım kazanmıştır.
Alıntı
İbrani olan ve olmayan peygamberler arasında öngörülen söz konu­ su farklılıktan da anlaşıldığı üzere, Yahudilik açısından peygamberlik bir açıdan seçilmişlikle birlikte ortaya çıkmış ya da en azından onunla doğrudan bağlantılı bir kavramdır. Zira Tevrat'ta ortaya konduğu üze­ re, diğer milletlerden gelen peygamberler bir şekilde Tanrı'nın vahyine muhatap olsalar da, kitabi peygamberlik daha ziyade İsrailoğulları'yla özdeşleşen ve Musa peygamberden itibaren de tamamen İsrail'le sınır­ landırılmış bir statü olarak anlaşılmıştır. Buna göre Tevrat'ta ilk defa pey­ gamber (navi) olarak isimlendirilen kişi, aynı zamanda ilk İbrani atası ve İsrail seçilmişliğinin başlangıcı kabul edilen İbrahim'dir.134 Peygamberlik müessesesinin kökeni ise Tesniye kitabında, daha sonraki bir döneme, Sina Ahdi'ne dayandırılmıştır. Doğrudan Tanrı ile muhatap olmaktan korkan İsrail halkı, Musa'dan Tanrı'nın sözlerini işitip kendilerine bil­ dirmesini istemiş ve böylece Musa, kavmi için Tanrı'nın sözcülüğünü yapmıştır.135 Yeremya kitabında da peygamberler için "Tanrı'nın sözcü­ sü" tabiri kullanılmıştır.136 Vahyi almak için peygamberi hazırlayan bir nevi motivasyon durumuna işaret eden Tanrı'nın "eli" veya "ruhu" gibi tabirler -bilhassa Hezekiel kitabında- yer almakla birlikte, peygamber­ lerin aldığı vahyin kaynağı ve peygamberi peygamber yapan asıl özellik, muhatap olunan Tanrı sözü ve bu sözün aracısı olma durumu olarak an­ laşılmıştır.137 Bu noktada, peygamberlik müessesesinin prototipi kabul edilen Musa peygamberin ayrıcalığı söz konusudur. Diğer peygamberlere Tanrı'nın sözü vizyon denilen ve uyanıkken müşahede edilen sembolik görüntü veya rüya biçiminde ulaşırken; Musa, Tanrı ile yüz yüze, yani aracısız olarak konuşmuştur.138 Aslında Tanrı'nın vahyine muhatap olma noktasında İbrani
Alıntı
Tevratta Kadın peygamberler
Tanah'ta gerek Talmudöa kadın peygamberlerden de bahsedilmiştir. Bunların başında hem hakim (şofeta) hem de peygamber "Elçi"manasınagelenİbranicemal'ahkelimesiTanah'ta,insanlardanveyasemavi varlıklardan oluşan tüm elçileri ifade edecek şekilde kullanılmaktadır (nevia) şeklinde nitelendirilen Debora (Devora), Musa'nın kız karde­şi Meryem (Miryam) ve Yehuda Krallığı döneminde görev yapan Hulda gelmektedir. Aynı zamanda hepsi Musa peygamberden önce yaşamış ve sayıları yediyle sınırlı olmak üzere, başka milletlerden de peygamberler çıktığı belirtilmiştir. Fakat Yahudi anlayışına göre, ilahi vahyin özel ve seçilmiş taşıyıcıları ve dolayısıyla peygamberliğin kendileriyle özdeşleşti­ ği topluluk olarak İsrail kavminin ayrıcalığı vardır. Bu ayrıcalıklı konum sebebiyle, vahiy alma şekli ve aldıkları vahyin muhtevası noktasında söz konusu yedi peygamber ile İsrail peygamberleri arasında da fark bulundu­ ğu kabul edilmiştir. Bu farklılık Talmud'da, sıradan dostlarıyla bir per­ denin arkasından, samimi olduğu dostlarıyla ise aradaki perdeyi kaldıra­ rak konuşan kral benzetmesine atıfla ortaya konmuştur. Buna göre İsrail peygamberleri, diğer milletlerin peygamberlerinden farklı olarak Tanrı'nın doğrudan muhatabı olmuş, aldıkları vahiy de buna bağlı olarak tam bir muhtevayla kendilerine ulaşmıştır. Yine Rabbani yoruma göre, kendileri günahsız kabul edilmemekle birlikte, daima günaha karşı uyaran ve gerek kendi kavimleri gerekse başka kavimler için merhamet besleyen İsrail pey­ gamberlerine karşılık diğer milletlerin peygamberleri -Balam örneğinde olduğu gibi- İsrail'i ve insanlığı ortadan kaldırmak için uğraşmışlardır.
Alıntı
Kutsal topraklar: Kutsal kavim İsrail ile diğer milletler arasındaki kate­ gorik ayrım, aynı şekilde kutsal topraklar manasında İsrail ile yeryüzünün geri kalan kısmı arasında da öngörülmektedir. Buna göre yeryüzünün mer­ kezinde bulunduğu kabul edilen İsrail toprakları, Tanrı'nın kutsallığının ve hükmünün doğrudan tecelli ettiği bölgeye karşılık gelmekte; bu bölgenin merkezinde bulunan Kudüs ve onun da merkezinde yer alan Siyon Dağı ile Mabet bölgesi ise söz konusu kutsallığın doruğa ulaştığı mekanları temsil etmektedir. Filistin topraklarının kutsallığı Tevrat'ta tartışmasız olarak yer almakla birlikte, Tevrat'ta sadece bir yerde ismi geçen Kudüs şehrine kut­ sallık atfedilmesi, Kral Davud zamanından öncesine gitmemektedir. Davud tarafından fethedilip güneydeki Yehuda Krallığı'nın merkezi yapılmadan önce İsrailoğulları için dini veya siyasi öneme sahip bulunmayan bu şehir­ den Tevrat'ta sadece Tekvin kitabında Şalem ismiyle söz edilmektedir.124 Dolayısıyla Kudüs, sonradan kazandığı ve Yahudi tarihi boyunca taşıdığı asıl önemi, krallığın merkezi ve Mabed'in inşa edildiği yer olarak elde et­ miş olmaktadır. İlk defa peygamber kitaplarında Yehuda bölgesinden ve bilhassa Yehuda'nın merkezinde yer alan Kudüs (Yeruşalaim/ Yeruşalayim) ile Siyon'dan yeryüzünün en kutsal yerleri olarak bahsedilmiştir.125 Diğer taraftan Rabbani literatürde ortaya konan ve Yahudi mistik gelene­ ğine de taşınan bir yorumda Kudüs'e atfedilen kutsallık ve önem daha büyük ve aşkın bir boyut kazanmıştır. Söz konusu yorumda fiziki Kudüs semavi Kudüs'ün yeryüzündeki karşılığı ve izdüşümü olarak görülmek suretiyle, Kudüs ve Kudüs'ün merkezinde yer alan Mabet bölgesi semavi Kudüs'e açı­ lan ve hatta onu mümkün kılan geçiş yeri ya da bir nevi kapı olarak yüceltil­ mektedir. Babil Talmudu'nda yer alan
1000Kitap
Reklam