Ouspensky’nin diğer bir önemli saptaması da, resmî psikoloji biliminin insanı sadece “bulduğu gibi” veya “olduğunu düşündüğü gibi” inceliyor oluşudur. Ouspensky, insanı bu haliyle inceleyen sistemler ile insanın ne olabileceği, yani mümkün evrimi açısından inceleyen sistemleri ayırt etmiştir. Kendini bilme çalışması ve bu konuda başarı sağlanması, ancak ikinci tür sistemler ile mümkün olmaktadır.
Ouspensky, insanın dört şuur durumunun mümkün olduğunu ve insanların bunlardan sadece iki tanesinde yaşadığını söylemiştir:
-Uyku
-Uyanıklık (Uyanıklık halinde uyku. Veya “izafî şuur”.)
-Kendinin şuurunda olma (Kendini bilmek)
-Objektif şuurluluk (Herşey hakkındaki tüm gerçeği bilebilmek.)
Uyanıklık bilincimizde, daha yüce şeylere karşı uyumaktayız. Kendini uyanık ve bilinçli sayan insan, gerçek uyanışı bu tutumuyla engeller.
Aynı zamanda, kendi kendini hatırlayabilmek için, dikkatin ikiye bölünmesi gerektiğini anlatmıştır. Bu, başka birşeye yöneltilmiş dikkati zayıflatmaksızın, dikkati bir yandan da kendine yöneltmek, bir bakıma kendini dışarıdan seyretmek anlamına gelir. Ahmet Gürbüz şöyle yazmıştır: “Bunun da en pratik yolu, “bakarken kendini de görebilmek, kendinde kalarak bakabilmek”tir. Bu, kendine dışarıdan bakma egzersizi olduğu için, perispriyi gevşetici ve astral seyahati kolaylaştırıcı birşeydir. Bilincin bir kısmını meşgul olduğumuz konuda, ufak bir kısmını da “şu anda, burada, gözlem halinde” tutabilmek, hem Şamanizmde, hem de nöroloji biliminde bilinen birşeydir. “Şamanik bilinç bölünmesi” denen bu fenomen, şaman olmak için elzemdir. Nörolojide ise buna “çifte bilinç” denmektedir ve ilk tespit eden, adını koyan, Hughlings Jackson olmuştur. Bayılan, nöbet geçiren hastalar, kısa bir süre için ve kontrolsüz şekilde, bu fenomeni yaşayabilmektedir.