Yavuz Tellioğlu

Göçmüş ruhun daha yüksek bir değer ve güç durumuna yükseltilmiş biri olarak tasavvuru, göçmüş kişinin Kahraman olarak adlandırılması durumunda, daha net ve daha bilinçli bir ifade alır. İnsanlık ve İlahiyat arasındaki sınırda duran bu ara varlıklar bölgesi, Kah­ ramanlar dünyası, Yunan inançlarının bu döneminde de kesinlikle ortadan kaybolmadı. Görünür yaşamdan ayrılmış bazı özel ruhları daha yüksek bir ru­ hani duruma yükseltilmiş olarak düşünülebilecek tasavvur şekli hala güçlü ve hatta doğurgan kalmıştı. Asıl ve doğru anlamda Kahraman adı hiçbir zaman bağımsız ve kendine yeten bir ruhu belirtmedi. Arkhegetes, önder ya da yaratıcı, onun gerçek ve ayırt edici unvanıdır. Kahraman, kaynağını ondan alan bir dizi ölümlü insanın baş­ langıcında durur ve o onların önderi ve "atasıdır." Gerçek Kahramanlar, ger­ çek veya hayali olsunlar, bir ailenin veya bir klanın atalarıdır; bir kentin, boyun ya da tüm halkın üyeleri, Kahramanlarda, sadece varsayılmış bile olsalar, adını taşımak istedikleri kendi topluluklarının Arkhegetes'lerine tapınır. Ölümlerin­ den sonra Kahramanların yaşamına girdiğine inanılan ölüler daima güçlü, öne çıkmış, diğerlerinden daha seçkin insanlardır. Daha sonraki zamanlarda bile, Kahramanlığa yeni yükseltilmişler, artık kökenlerini onlardan alan bir soyun önderleri olmasalar da, onlara tapınan insanlardan yüksek erdem ve mükem­ mellikleriyle ayırt edilmiş olarak kabul edilirler. Ölümden sonra Kahraman olmak, yaşamları boyunca bile diğer insanlar gibi olmayan birkaç büyük ve nadir kişiliğe tanınan bir ayrıcalıktı. Bu eski ve seçkin Kahramanlar sürüsü, ikinci ve gerçek ölümleri olacak olan unutkanlığın kaderine maruz kalmadı. Yunanlar arasında ölmez anavatan ve anakent aşkı, bir zamanlar onların topraklarını koruyan ve savunan geçmişin nurlu yiğitlerine
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Atina'daki bir mezar taşında25 ölü ait ol­ duğu ve onu gömmüş olan aktörler loncası yoldaşlarına mezarından geçtikle­ rinde yüksek sesle koro olarak ismini söylemelerini ve yaşamında alışkın oldu­ ğu alkış sesleriyle onu sevindirmelerini ister. Bunun dışında yoldan geçenler ölüye el öpücüğü gönderirler;26 bu yüce bir insana gösterilen hürmeti ifade eden bir işarettir.27 Ruh yalnızca canlı değildir; şimdi çok eski inancın ifade et­ tiği gibi, Daha Yüce ve Daha Güçlü Olanlara aittir.28 Belki de ölenin değer ve gücünün bu yüceltimi ölülerin İyiler, Namuslular (khrestoi) olarak adlandırıl­ masında ifade bulur. Erken bir dönemde yerleşmiş olması gereken bu adet,29 ilk defa daha sonraki zamanlarda, mezar taşlarında ölülere hitap eden basit se­ lamlama sözlerine sıklıkla eklenmeye başlamışbr. Fakat her yerde görülmez: Attika'da nadirdir (en azından orada doğmuş yerlilerin mezarlarında); Boiotia, Thessalia ve Küçük Asya ülkelerinde sık ve neredeyse mutattır.30 Aslında şu varsayım akla yatkındır:31 Bunlar başlangıçta muhtemelen ölü ruhlarının haya­ letlerine [Seelengeister] yönelik hüsnütabirlerdi ve ölülerin gücünü onlara böy­ lece atfedilen iyi özelliğin tam tersi bir şekilde kullanabileceğine inanılmaktay­ dı. Daha sonraları ise, daha yüksek bir varoluş biçimine yükselmiş bir kişi ola­ rak düşünülen ölünün sahip olduğu güce ve ona huşu içinde tapınılması ge­ rektiğine işaret etmiş olmalıdır
1000k
Tüm ruh kültlerinin varsayımı-ölülerin en azından son ikamet yerlerinde küflü bir mezar yaşamını sürdürdükleri - her yerde yaygındır. Bu, antik bir na­ iflikle, sanki insan seslerini hala duyabiliyor ve anlayabiliyormuş gibi Üzerle­ rinde ölülere hitaben geleneksel selamlama ifadelerinin bulunduğu sayısız me­ zar taşından seslenir bize.21 Bazen ölünün kendisine de yoldan geçenlere hita­ ben kullanması için benzer bir selamlama sunulur.22 Ve belki de burada bağlı olan ölü ile hala gün ışığında yürüyebilenler arasında bir diyalog gelişir.23 Ölü, üst dünya ile bağını tamamen koparmış değildir. Yaşamında bir zamanlar ta­ şıdığı ve hahrası sadece mezar taşında korunan adıyla çağrıldığında bir ferah­ lama hisseder. Hemşerileri cenazesinde ona üç kez adıyla seslenir.
1000k
Felsefe öğretisi ve dünya görüşü, bu zamanlarda kesinlikle yalnızca belirli okulların egemen olduğu dar çevrelerle sınırlı değildi. Felsefe, orta halli bir zenginliğe ve serbest vakte sahip birinin mahrum kalmak istemeyeceği bir ge­ nel kültüre hiçbir zaman Helenistik dönemde olduğu kadar, herhangi bir bi­ çimde, bir temel ve bütünleştirici tutarlılık sağlamamışh. Zamanın eğitimli in­ sanlarının genelde sahip olduğu, doğrudan algının ötesinde kalan varlık ve ya­ şamın işleriyle daha tutarlı ve kesin bir biçimde ilgilenen düşünceler felsefi öğ­ retilerden alınmıştır. Bu, bir dereceye kadar ruhun doğası ve kaderi hakkındaki yaygın tasavvurlar için de geçerlidir. Ancak felsefe, bilinmezler diyarındaki akıldışı ama o toprak için doğal olan inançları, asla tamamen değiştiremez ve­ ya bashramazdı. Bu inançlar felsefi olarak aydınlanmış olanları bile etkilemiş ve otoriteleri her çağda çıkarsız bilgi arayışını anlamaya muktedir olmayan birçok kişi için çok yüksek kalmıştı. Evrensel felsefe kültürünün bu en parlak döneminde bile, ruha dair halk inancı hala yürürlükte kalmış, filozofların na­ zariyeleri veya öğretilerinden etkilenmemişti. Bu inancın kökleri herhangi bir nazariyede değil, fiili ruhlar kültü uygula­ malarında idi. Yukarıda Yunan yaşamının daha erken bir dönemi için tasvir et­ tiğimiz ruhlar kültü,ı değişmeden ve etkisini yitirmeden hala devam ediyordu. Bunu, bu sonraki dönem edebiyatından geriye kalanlardan çok önemli bir ka­ nıt üretemememize rağmen, güvenle öne sürülebiliriz. Bu edebiyatın içeriği ve tarzı, içinde böyle bir kanıtın bulunmasını pek bekleyemeyeceğimiz türdendir. Ancak daha eski dönemin ruhlar kültünü açıklamak için verilen edebi kanıtla­ rın büyük bir kısmı bu çağ için de oldukları gibi kolaylıkla uygulanabilir. Bu dönemin son zamanlarında bile,
Edebiyat
Özgürce seçilmiş topluluklarda, birey kendini bir başka bireye bir dost olarak bağlayabilir; ancak insanların icat ettikleri ve kendi kurdukları po­ litik toplumlar Bilge için hiçbir yükümlülük taşımaz. Kendisi onu ilgilendiren dünyanın merkezi ve hatta tüm çevresidir. Devlet ve toplum değerlidir ve ko­ ruyucu şemsiyesi altında bireyin kendi kişiliğini özgürce geliştirmesini müm­ kün kılmak için vardır.96 Öte yandan, birey devlet ve toplum için değil, kendisi için vardır. "Artık Helenleri kurtarmak ve korumak ya da bilgelik yarışmala­ rında onlardan zafer çelenkleri kazanmak gerekli değildir."97 Gelişiminin hede­ fine erişmiş bir uygarlığın derin bir of çekerek düştüğü büyük yorgunluk işte böyle konuşur: Artık kendine yeni görevler koymaz ve bir ihtiyar gibi kendini yormaz. Ve bu yorgunluk artık bilinçli varoluş süresini bu dünyevi yaşamın sınırlarının ötesine uzatmayı ummaz ve açıkçası umursamaz da. Bir zamanlar çok tatlı olan bu yaşam vedalaşıp hiçliğe gömülürken, dingin ve sakin bir şe­ kilde onun kaybolup gittiğini izler.
1000k