“Bak, oğlum,” dedi, “aşk altıncı yaş gününde verdikler kırmızı oyuncak otomobile benzer. Deli gibi atılırsın üstüne, bir türlü bırakamazsın, fakat eninde sonunda tekerlekleri fırlar bir yana, sen de bir köşeye atıp unutur gidersin. Sevdalanmak harika bir şeydir. Ama sevdalı olmak felakettir.”
Kısacası, birisini aldatacağıma, aldatılmayı yeğliyordum; kendim düzenbazın biri olmadıkça oyuna gelmek koymuyordu bana. Sahtekar bir sanatçı olmaktansa, sahtekarın birine kanmak daha iyiydi benim için. Ve bunun kendimi korumak için büründüğüm bir zırh olduğunu da biliyordum; o kadar hayranlık duyulacak bir tavır değildi gerçekte. Ben suçluluk hissine kapılmadıkça, kimse beni incitemezdi.
Zaman (bilindiği üzere) bazen kuş gibi uçar gider, bazen sümüklüböcek gibi ilerler; ama insanın en çok hoşlandığı, onun çabuk mu, yavaş mı geçtiğini farketmemesidir.