öncelikle çok yalın ve anlaşılır yazılmış bir kitap. homo sapiens’ in nasıl afrika’dan çıkıp bütün dünyayı istila ettiğini son bilimsel gelişmeler ışığında bir güzel (genom projesi falan) açıklamış. gerçi bu konuda söylediklerinin çoğu zaten bilindik şeyler. elleri kullanmanın beynin gelişmesine katkısı olduğu, dedikodu yapmanın sosyalleşmede öneminden bahsederken, insan bebekliğinin uzun sürmesinin nedeninin aslında insanlar arası sosyal ilişkilerinin çok karmaşık olduğundan bu yüzden uzun sürdüğünden bahsetmemiş mesela (bu kadar bilgiyi işleyebilmesi için çocuğun aklının gelişmesi lazım, büyüme geçici olarak yavaşlayıp aklın gelişmesini bekliyor) neolitik çağ için söyledikleri ise literatüre bayağı ters avcı toplayıcıların durumunun yerleşik hayata geçen tarım toplumundan daha iyi olduğundan defalarca bahsetmiş. buğdaylara su taşıyan ilk tarımcıların su taşımaktan dizlerinin maf olduğuna kadar değinmiş. neredeyse “allah belasını versin neolitik çağın” diyecek o kadar…
o bunlardan bahsetmemiş ama aslında bilindiği üzere tarım devrimi insanlık tarihindeki en büyük olay. (yiyecek sorunu kökten çözüldüğü için artık daha fazla sayıda nüfus beslenebiliyor. harari’ye göre yarı aç yarı tok gezen avcı toplayıcılar daha iyi besleniyordu) yerleşik hayata geçildiği ve tarımla uğraşıldığı için ilk köyler kasabalar özel mülkler ortaya çıkıyor. artık mevsimlerin önemi olduğu için ne zaman kış gelecek ne zaman yağmur yağacak bilmek gerekiyor, takvim bulunuyor. takvim için gökyüzüne bakmak gerekiyor, astronomi doğuyor. bir şeyleri saymak gerektiği için önce 6 lık sistem ardından 10 luk sistem bulunuyor matematik gelişiyor. sel suları çekildikten sonra kimin arazisi nereden başlıyor nerede bitiyor anlayabilmek için geometri gerekiyor, geometri gelişiyor. artık özel mülk ortaya
3. Bir armağan gibi iç açıcıydı. Küçükken Noel ağacının ışıkları, gece duasının ezgisi, gülümseyen yüzlerin sevecenliği işte böyle bir parıltı katardı aldığım armağana. “Sizin Dünya’da insanlar,” dedi Küçük Prens, “bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar.” “Bulamıyorlar,” dedim. Oysa aradıkları tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir.” “Doğru,” dedim. Küçük Prens ekledi: “Ama gözler kördür. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir…”
Karanlık damla damla içeriye süzüldü. Hiçbir şey ve hiç kimse görünmüyordu. Dünya karanlıktan bir gezegendi, hiç yokmuş gibi gerçek ve olanların üstüne siyah bir çarşaf çekti. Geceler, gerçeği örtmek için miydi?