Yuun

Yuun
@Yuun_
Ağlama, kimsede merhamet kalmadı. Üç dört saat dilendin, eline yetmiş para koydular. Bir tiyatro şanosu üstünde göbek ataydın yedi yüz kuruş kazanırdın. Halkı eğlendirmeli, aldatmalı; ziyana, günaha sokmalı ki ceplerin dolsun. Efendi, ahir zaman oldu. Ahir zaman… Şimdi günah işlemeden kimsenin karnı doymuyor. (…) Herkes nesi para ederse onu satıyor. Damadımız, oğlumuz kalmadı. Sen kazanamazsın, ben çalışamam. Kızlarım da para getirmezlerse açlıktan ölürüz.
Reklam
İki yaşlı servinin arasına sokulmuş taze bir mezarın önünde küçük bir kız durdu. Sonu gelmez hasretle yanan dudaklarını mermerin serin yüzüne yapıştırdı. Mermer söylemiyor, mezar konuşmuyordu. Küçük kızın gözlerinden birkaç damla yaş yuvarlandı. Servi arkasındaki baba bu levha karşısında gözyaşlarını tutamadı.
Bana çatıldığı zaman öfkem değil dikkatim uyanır: Bana çatandan bir şeyler öğrenmeye can atarım. Doğruyu bulmak her iki tarafın kaygısı olmalı. İnsan öfkelendi mi düşünemez olur, aklından önce sinirleri işler. Zararıma da olsa eleştirmeciye uysal davranmalıyım ki beni her zaman serbestçe uyarsın, kendimi düzeltmeme yardım etsin. Doğrusu çağdaşlarımı böyle bir işten yana çekmek kolay değil. Düzeltilmek herkesin ağrına gittiği için kimse kimseyi düzeltmeyi göze alamıyor. Düşüncesini saklayarak konuşuyor çokları.
Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?