"Bakma o Kıdemli olacak yarmanın
kasılmasına. Kasılmak zorunda. Yoksa saydıramaz kendini. Hiçbir
üstünlüğü yok ki bize karşı. Kafa dersen, kafa yok. Yoksulluktan gelmiş
ne yapsın. O da suçlu değil aslına bakarsan. Olmamış, okuyamamış siz
ler
gibi, davul doğmuş davul büyümüş. Davul, sesiyle vardır arkadaşım.
Ses çıkarmayan davula davul demezler. Gelmiş Kıdemli olmuş başımıza.
Nasıl saydıracak kendini? Yumruk gücüyle. Yalan mı?"
«Ne kadar gün yersin?»
«Bilmem.»
«O dediğin şeyi pek anlamadım ama, ne yaptıysan iyi şeyler
yapmışsmdır.»
Eğilip sigarandan yakıyor sigarasını.
«Sizler okuduğunuz için suç işlersiniz, bizler okumadığımız için. Sizin
bilginiz bizde, bizim görgümüz sizde olsaydı, gör bak neler olurdu o
zaman. Ne siz böyle içeri düşerdiniz, ne biz. Bir araya gelemedik. Bizi
kolay kolay bir araya getirmezler. Eh işte ancak böyle mahpusane
köşelerinde buluşabiliyoruz. Ne yapalım, bu da bir başlangıç.»
Havaya değip de bozulmasın diye salamura tenekelerinin
üstüne taş koyarlar. O zaman düşünmemiştim sanıyorum. Ama
galiba taşı kaldırılmış bir peynir tenekesiydim.