Avrupa'da bir verem kliniğine tedavi olması amacıyla gönderdiği Fikriye, Mustafa Kemal'in Lâtife ile evlendiğini duyar duymaz İstanbul'a dönmüştü. 6 Mart 1923'te hâlâ Itilaf güçlerinin işgali altında bulunan İstanbul'daki Ankara Hükümetinin temsilcisi Adnan (Adıvar), genç kadının Ankara'ya gelmesinde bir sakınca olup olmadığını Gazi'ye sordu. Mustafa Kemal aynı gün öfkeli bir telgrafla yanıtladı. Fikriye kendisinden izin almadan dönmüştü; gereksinimlerini karşılaması için ona yeterince para vermişti; İstanbul'da kalmalı ve bu davranışının nedenini açıklamalıydı. Durumu daha da sağlama almak için, İzmit Valisine, Fikriyė Ankara'ya trenle gelmeye kalkıştığı takdirde onu durdurmasını bildirdi. :(
Bundan sonraki on dört ay boyunca Fikriye, İstanbul ve Gelibolu'da yaşadı. Mustafa Kemal'e ve hatta İsmet Paşa'ya bile Çankaya'ya ulaşımasına izin verilmesi için defalarca mektup yazdı. Nihayet, 1924 Mayısının sonunda fark edilmeden İstanbul'u terk ederek Ankara'ya doğru yola çıktı. 1 Haziran 1924'te açıklanan resmî öyküye göre, bir gün önce Ankara Garına ulaşan Fikriye, Mustafa Kemal'in Selanik'ten yakın arkadaşı ve uzak akrabası (dolayısıyla kendisinin de uzak akrabası) olan Yarbay Fuat'ı (Bulca) ziyarete geldiğini söylemişti. Ama Fuat'ın evine gitmek yerine bindiği arabayı Çankaya'ya çevirtmiş, eve varınca Cumhurbaşkanı ve karısıyla görüşmek için ısrar etmişti. Bunun olanaksız olduğu kendisine bildirilince arabaya tekrar binmişti. Geri dönerken çantasından çıkardığı tabancayla kendisini vurmuştu. Mustafa Kemal genç kadını kurtarmak için kendi özel doktoru Refik'i (Saydam) gönderdi. Ankara Hastanesi'ndeki cerraha Fikriye'yi kimsenin ziyaret etmemesi tembih edilmiş ve ilk tedavisi başarılı olursa gerekirse tedaviye İsviçre'de devam edileceği bildirilmişti.