Seda Zerentürk

Seda Zerentürk
Bir ses: Her şeydir kitap.diyor. *** "En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır." Mustafa Kemal Atatürk ***
Öğretmen ( TDE ) - MEB
Lisans
Adana
Adana
467 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
Devrim, akıl almaz bir tutkuyla engel gördüğü her şeyi ezip geçer. ... Mustafa Kemal, devrimini ciddiye alıyordu. İlginçtir, baskı altında tuttuğu gruplar, Fransız Devrimi'nin baskı görmüş gruplarının aynıdır: Dinci gericilik, saraya bağlı işbirlikçi ihanet! Rasih Nuri'nin şu yazdıklarını okumuş muydunuz? Hele bir göz atın, ben son derece ilginç buldum: "... Atatürk döneminde eski ittihâtçı liderlerden asılanlar oldu. Albay (Ayıcı) Arif Bey ve Rüştü Paşa (Zorlu) bunlardandı. Sarıklı yobazlar asıldı. Şapka 'devrimine' ve reformlara karşı gelenlerden asılanlar oldu. Nakşibendiler asıldı. Bu sert tutum Atatürk devriminin gerçeklerindendi. Ancak asılan ya da ağır cezaya uğratılan sol eğilimli tek bir kişi yoktur."
Sayfa 20 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. // 28.basım.
Edebiyat
Seda Zerentürk
İstiklâl Mahkemeleri'nin hukukiliği hâlâ tartışılır. Ne saçmalık! Bu mahkemelerin Fransız ve Sovyet devrimlerinin 'halk mahkemelerinden çok mu farkı var? Anadolu İhtilâli'nin tarihsel meşruluğu elbette tarihsel şiddetle pekiştirilmiştir. Mustafa Kemal, gizler mi bunu? Yooo! "... Egemenlik ve saltanat, hiç kimse tarafından hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşülerek, tartışılarak verilmez. Egemenlik, saltanat, güçle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk ulusunun egemenliğine ve saltanatına el koymuşlardı. Bu tasallutlarını altı yüzyıldır sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganların hadlerini bildirerek, egemenlik ve saltanatını isyan ederek, kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir olupbittidir. Söz konusu olan, ulusa saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun zaten olupbitti olmuş bir gerçeği açıklamaktan ibarettir. Bu 'behemahal' olacaktır. Burada toplananlar, meclis ve herkes sorunu tabii görürse fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek, usulü dairesinde açıklanacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."s.21
Reklam
Mustafa Kemal, bal gibi Jacobin'di. Onun kuşağının ilericileri Fransız Devrimi'nden esinlenirlerdi, onun devrimci kişiliğinde, kullandığı yöntemlerde Robespierre'le Saint Juste'ün rüzgârını bulmuşumdur hep, aynı radikallik, aynı kararlılık, aynı sertlik.
Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. // 28.basım.
Edebiyat
Seda Zerentürk
"Jacobin"(veya Jakobenizm), Fransa İhtilali'ne dayanan, tepeden inme radikal reformlarla toplumu dönüştürmeyi ve "halk için halka rağmen" halkı aydınlatmayı amaçlayan otoriter bir siyasi akımdır. Mustafa Kemal Atatürk'ün bu akımla benzerlikleri ve farklılıkları olmuştur.
Günümüzde Atatürk'e yöneltilen eleştiriler üç ana başlık altında toplanıyor: demokratik bir hükümet kurmamak; laiklik politikasıyla Türk toplumunu bölmek ve yönetenlerle yönetilenleri birbirinden ayırmak; etnik farklılıkları sindirmek ve özellikle, geniş yerli Kürt topluluğunun haklarını yadsımak.
Sayfa 611 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Seda Zerentürk
Genel anlamda, yerel bir kendini yönetim sistemi içinde Kürtlere özerklik tanıma görüşünü de dile getirmişti. Ama savaş kazanıldıktan sonra 1924 yılında, yeni Cumhuriyet Anayasası merkezî bir devlet öngörmüş ve her vatandaşın Türkçe konuşması için baskı yapılmaya başlamıştı. Cumhuriyetin bütün vatandaşlarını Türk olarak görme politikası, etnik geçmişleri özel yaşam alanının içine itmeyi başarırken, yalnızca sayıları çok az olan Hıristiyan azınlıklar ve etnik kimliklerine sımsıkı bağlı kalan milyonlarca Kürt bunun dışında kalmıştı. Kürt sorunun sürüp gitmesi, Türk milliyetçiliğinin Atatürk'ün paylaştığı, ama başlatmadığı *hatalı bir yaklaşımının* sonucudur. Daha sonraları onun tarih kuramları, özümleme politikasına yapay bir haklılık getirmişti. Belki önce söz verdiği gibi özerklik tanıyabilirdi ama Kürtler o dönemde (ve hâlâ) kendi aralarında bölündüğü ve dış denetimlere gösterdikleri direniş kadar büyük bir hırsla birbirleriyle savaştıkları için, özerkliğin yasa ve düzenle bağdaşabilir olacağı kuşkuludur. Üstelik, çağdaşlaştırma yolundaki reformların ülkenin dört bir köşesine götürülmesini de muhakkak ki engelleyebilirdi. Kendisinden önceki Fransız devrimcileri gibi Atatürk de bir merkezden zorlanan çağdaşlık ile yasa ve düzen sistemini seçmişti. Yine de nedeni ne olursa olsun, Kürt sorununun çözümünü kendisinden sonra gelenlere bırakmıştır. s.612
Günümüzde Atatürk'e yöneltilen eleştiriler üç ana başlık altında toplanıyor: demokratik bir hükümet kurmamak; laiklik politikasıyla Türk toplumunu bölmek ve yönetenlerle yönetilenleri birbirinden ayırmak; etnik farklılıkları sindirmek ve özellikle, geniş yerli Kürt topluluğunun haklarını yadsımak.
Sayfa 611 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Seda Zerentürk
Birinci eleştiriyi yanıtlamak en kolayıdır. Parlamenter demokrasi, yönetenlerin özgür bir oylama ile seçildiği bir toplum ve devlet yapısı üzerindeki temel noktalarda fikir birliğine varılmasını gerektirir. Böyle bir fikir birliğinin yokluğunda, parti politikaları birbiriyle çelişen etnik, dinsel ve yöresel grupların, aşiretlerin ve kabilelerin çatışma alanı biçimini alır. *****Atatürk'ün döneminde temel noktalar üzerinde bir anlaşma yoktu. ***** Dahası, iki dünya savaşı arasındaki sürede daha zengin ve daha iyi eğitimli toplumlarda bile demokrasi sürdürülememişti. Atatürk'ün aydın otoriterliği, özgür, özel yaşam biçimleri için yeterli bir boş alan ayırmıştı. Onun yaşadığı yıllarda bundan fazlası beklenemezdi. Atatürk'ün laiklik anlayışını eleştirenler, cumhuriyetin yönetiminde İslam'a da yer vermiş olması gerektiğini öne sürüyorlar. Ama günümüzde, kısa süre önce yaşanan deneyimler siyasal İslam'ın taleplerinde kapsayıcı olduğunu gösterdi. Mısır, İslam'ı resmî din kabul etmekle köktendincilerin terörünü önleyemedi. Elbette Atatürk'ün bir yandan laiklik üzerindeki taleplerini reddederken, örgütlü İslam'a daha fazla saygı göstermiş olması gerektiği öne sürülebilir. Din adamlarına şiddetle karşı olduğu, hocalardan hiç hoşlanmadığı açıkça biliniyordu. Ama işin içinde duygular olmayınca, bir kültür devrimi de olmaz. Bir kimsenin Atatürk'ü değerlendirmesi, en nihayetinde, o kimsenin Avrupa'nın Aydınlanma çağında, geniş ölçüde din adamlarına karşı olanların şekillendirdiği çağdaş uygarlığı nasıl değerlendirdiğine bağlıdır. Atatürk de onlar gibi hissediyordu. Türkiye'deki Kürtler ve diğer etnik gruplara gelince, Atatürk reformcu Türk milliyetçileriyle aynı görüşü paylaşıyordu. Gençlik yıllarında Mustafa Kemal'e esin kaynağı olan özgürlük şairi Namık Kemal, 1878 gibi çok erken bir tarihte, “Ülkemizde Türkçe dışındaki bütün dilleri yok etmeye çalışmalıyız... Ulusal birliğe karşı dil, belki de dinden daha sağlam bir engel oluşturur..." diye yazmıştı. İstiklal Savaşı yıllarında Mustafa Kemal, Kürtlerden ayrıca söz etmiş, ama hep kaderleri Türklerden kesinlikle ayrılamayacak ‘kardeşlerʼ olduklarını söylemişti s.611