“ Hasip Efendi birden Fotika’sını düşündü,onu daima sevdiğini tekrar anlayarak geçmiş günleri hatırladı ; sonra kendisini bu aşka rağmen hâlâ fabrikaya bağlayan kuvveti,artan maaşını düşündü.Bu bir hakkı sükûttu.İşte susturuyordu ; halbuki onun zalim ve kuvvetli tesiri altında değil yalnız kendisi , asıl daha yüksektekiler susmuşlardı ; daha yüksektekilere bile tesir gösteren bu tedbir sermayedarlara altın , mezarlara ölü yetiştiriyordu. “
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“ Burası Ankara’ya iki gün öte,ana yollardan aykırı küçük bir kasabaydı.İki gün bitmez tükenmez yokuşlar çıkılarak bin zahmetle takatsiz ve ezilmiş bir halde gelindiği halde orada oturulacak bir kahve,yatılacak bir han bulunmaz ; şu çıplak kuru memlekete varmak için neden bu kadar yollar aşıp zahmetler çekildiğini insan bir türlü anlamazdı.Soğuk,barınılmaz bir kışı ; susuz,dayanılmaz bir yazı vardı.
Civara nispetle o kadar yolsuz ve yüksekti ki sanki buraya insanlar yokuşları tırmana tırmana değil,gökten serpilerek gelmişler ve inmeye iz bulamayarak öyle,dünyadan alakasız bir küme halinde kalmışlardı. “
“Daima terakkiden,medeniyetten lakırdı açıp uzun,sinirli,yeisle dolu nutuklarını erkân,nezaketin bile örtemediği öyle manasız,hiçten bakışlarla uyuşuk uyuşuk dinliyolardı ki ağlayacağı geliyordu.Hayır hiçbir iş yapmak,bir hizmet görmek kabil olmayacaktı. “
“ Bir kere ve her şeyden önce,bu kadar güvenilmek,bu kadar kuvvetle benimsenmek istemezdi.Bunu hatırlayınca dikenliğe yalın ayak düşmüş gibi oldu.Ürperişinde bunun payı büyüktü.Benimsenmek ve güvenilmek -onun için,her zaman- borçlanmaların en ağırlarındandı… Hem de rızası alınmadan borçlandırılış. “