İş, becerikliliğiyle övünen hırsızlara, ahlaksızlığıyla övünen fahişelere, acımasızlığıyla övünen katillere gelince şaşırıp kalırız. Ama bu saşkınlığımızın nedeni sadece bu insanların çevresinin, ortamının sınırlı bir çevre ve ortam olması ve asıl önemlisi de bizim bu çevrenin dışında bulunmamalızdır. Ancak zenginlikleriyle yani yağmacılıklarıyla övünen zenginler, zaferleriyle yani işledikleri cinayetlerle övünen komutanlar, güçleriyle yani zorbalıklarıyla övünen hükümdarlar için de aynı şey geçerli değil midir? Bu insanların durumlarını haklı göstermek için yaşam anlayışlarını çarpıttıklarını görmemimizin tek nedeni bu tür çarpık anlayışlara sahip insanlar insanlar çevresinin daha geniş olması ve bizim de bu çevreye ait olmamızdır.
Nehlüdov, ilk başta bununla mücadele ediyordu ama mücadele çok zordu, çünkü kendisine inanarak iyi saydığı her şey, başkalarınca kötü sayılıyordu ve tam tersine kendisine inanarak kötü saydığı her şey de çevresindeki herkes tarafından iyi sayılıyordu. Sonunda Nehlüdov teslim oldu, kendisine inanmaktan vazgeçip başkalarına inandı. Kendini yadsımak ilk zamanlar hoşuna gitmiyordu, ama hoşuna gitmeyen bu duygu çok kısa sürdü. Nehlüdov bu arada sigaraya ve içkiye de başlayarak çok kısa sürede bu tatsız duygudan kurtuldu, hatta büyük bir hafiflik hissetmeye başladı.
"Kendine nasıl inanabilir insan?" dedi. "Yanılabilir." diyor Tolstoy Diriliş kitabında..
Yanılmanın da tadı vardır sevgili insanlar, insan, yanıldığında kendisinin haddini bilir. Koskocaman evrende nokta hükmünde olan içinde yaşadığımız dünyada yanılmak boynumuzun borcu olmalı.. Yanıldıktan sonra gelen mutluluk bilinçtir ve o bilinç sana koskocaman evrende bir pay verebilir. Haddini bilme payı. Silkelenme payı. Ve düşüncede mutlu olma payı. Bu pay genişletilebilir. Tam tersi durumda tek pay kalır bizlere, nefes alma payı..
Ben tek başıma kaldığımda hayalgücümün çalışmasına izin vermiyordum, zamanımı çok sitemli bir şekilde parçalara ayırıyordum. Yalnızlığa bu sayede katlanabildim.