Henüz koruyabildiğim bazı özelliklerim varken daha insan olduğumu hissederken bu gidişe bir son vermeliyim. Yoksa çok geç olacak ve kendimi affetmeyeceğim. Seni seviyorum ve beni unutmamanı istiyorum. Ben seni bir an için de olsa unutabileceğimi düşünerek buna girişiyorum
Sevmek mi güzeldir sizce, sevilmek mi? Cevabınız "Sevilmek!" mi?
Sevilmeye layık olduğunuz inancı, birilerinin sizi sevmesiyle onaylanmış oluyor böylece. Sevilmek iyi gelir, çünkü artık siz de sevgi dolu olabilirsiniz... Sevildiğiniz için sevebilirsiniz... Ne var ki artık sevilmediğinizi gördüğünüz an, sevdiğiniz her şey anlamını yitirir...
Güzel olan sevmektir... Sevilmeyi beklemeden sevmek...
Onaylanma duymadan, beklentisiz sevmek...
Hüznü arayan azdır fakat herkes günün birinde yüzleşir onunla, hangi sebepten olursa olsun, o zaman hüzne hayatta layık olduğu alanı açmak, onun bakımını yapmak, evet, ona olabildiğince şefkatle davranmak, hatta bazen kendini tamamen ona teslim etmek gerekir. Hüzün illa azaltılacaksa bunun için gerekli olan zaman onu yeni baştan ve bu sefer daha keskin biçimde tecrübe etmeye açılır. Buna karşılık hüznü kabullenen kişi hayata dair daha yüksek duyarlılık ve daha derin bir idrak kazanır, kendi benliğini yoğun bi şekilde sorgular, böylece kendisine yeni bir yön verebilir. Ağlamanın ve hüzünlü olmanın temizleyici gücü buradadır.
Benliğin güvensizlik, hiddet, kıskançlık, hayal kırıklığı ve mutsuzluk gibi öfkeli ve yadırganan duygularla da dost olması gerekir. Neşe ve kaygısızlık gibi kuvvetlendirici ve kanatlandırıcı duygular, muazzam enerjileri harekete geçirir; hüzün ve tatsızlık gibi güvensizleştirici ve kederlendirici duygular enerjileri tekrar zapt eder. Ama hayat zaten ancak bu geniş yelpaze içinde yaşanılabilir. Bir insanın duygularının hakkını verebilmesi için bu yelpazenin tamamı içinde uygun ifade biçimlerini bulması gerekir.