İşittiğinle başlama, hissettiğinle başla. Varoluşun güzelliğini ve esrarını hissedemiyor musun? Varoluşun bu mutlak şiirini hissedemiyor musun? Varoluşun şiirini hissetmek için Vedalar’a dalmak mı zorundasın? İncil’e dalmak mı zorundasın? Buda’ya, İsa’ya, Krishna’ya sormak mı zorundasın? Sen ken
di başına göremez misin? Görmek için gözlerin, işitmek için kulakların, hissetmek için bir kalbin yok mu? O halde burada ne yapıyorsun? Nesin sen? Canlı mısın, değil misin?
Aleyhimdeki makalenin yazarı, benim insanlara dünyevi bir hayat yaşamayı öğrettiğimi söylüyor. Bizim gerçek ermişlerimizin bunu asla öğretmediğini; onların insanlara daima dünyevi hayatı reddetmeyi öğrettiklerini söylüyor.
Onu biliyorum. Bu yüzden acı çekiyorsunuz. Bu yüzden yoksulsunuz -çünkü bu yeryüzünde nasıl yaşanacağını unuttunuz! Bu dünyada nasıl yaşanacağını, bu dünyayı nasıl seveceğinizi kimse öğretmedi size. Bütün öğrettikleri bu dünyanın çirkin olduğu, buraya gönderilmiş olmanın bir ceza olduğu, bundan zevk almanın beklenmediğiydi. Eğer eğlenirsen tekrar gönderileceksin. Çok üzgün olman, ayrı olman beklendi. Dünyanın bütün
zevklerini terk etmek zorundasın böylece bir dahaki sefere doğmak zorunda kalmaz ve cennet nimetlerinin tadını çıkarırsın.
Bu insanlar “öbür dünya” hakkında çok fazla konuştukları için bu dünyayı mahvettiler. Ben size bu yeryüzünü öğretiyorum.
16 Nisan sabahı Doktor Bernard Rieux, muayenehanesinden çıktı ve sahanlığın ortasında ölü bir fareyle karşılaştı. O anda fazla önemsemeden hayvanı ayağıyla itti ve merdivenleri indi.