Dünya benim zihnim! Dünya benim aklım. Hayatsa çöle karışana kadar var. Kendimi gömmemden cesedimin kum tanesine dönüşmesine kadar geçen bekleme süresi. Düşünme süresi. Hayat bu! Düşünmeye ayrılan zaman. Kendimi kumların içine saplamış şekilde nefes alarak yattığım süre. Hepsi bu. Kum tanesi olana kadar aklından geçen her şey. Başka bir şey değil...”
Kendime “Bu kadar yalnız kalınabilir mi?” diye sorardım. “Sosyal hayvan insan, dayanabilir mi kimsesizliğe?” Ama artık biliyorum yalnızlığın korkulacak bir yanı olmadığını... Tabiî bunu ruh sağlığı yerinde ve içlerinde tek bir kişilik taşıyanlar için söylemiyorum. Sözüm benim gibi içinde binlerce ruh taşıyanlara, Uzakdoğu efsanelerindeki canavarlar gibi yedi kafalı tek bedenli insanlara
Evet, utanç duymaya devam ettim, hepimizin vebanın içinde olduğunu öğrendim ve iç huzurumu yitirdim. Onları anlamaya ve kimsenin can düşmanı olmamaya çalışarak bugün hâlâ onu arıyorum.
Ancak aynı zamanda, veba onları tembelleştiriyordu; cansız kentlerinde dönüp duruyorlar ve kendilerini her geçen gün anıların hayal kırıklığına uğratan oyunlarına kaptırıyorlardı
Kişilik ve benlik arasındaki farkı anımsa. Kişilik sana toplumun, seni büyütmüş olanların giydirdiği bir şeydir. Benlik ise senin dünyaya beraberinde getirdiğin şeydir. Benlik senin asıl yüzün demektir. Kişilik maskedir, boyanmış yüzdür.