Özlemlerimizi ve hayal kırıklıklarımızı gençken olmaya alıştığımız şeylerin, geçmiş yüzyıllarda bilmeye alıştığımız şeylerin kemikleri üstüne ve gelecekte hissettiğimiz diriliş üstüne döküldükçe, dört ayak üstünde sağlamca dururuz. Ruh döktükçe yeniden canlanırız. Zayıf bir çözelti, eriyen nadir bir şey olmaktan çıkarız.
Çocuklarına istismar eden ana babalara yalnızca ‘katı’ denildiği; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına ‘sinir krizi’ adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların ‘edepli’, ‘zarif’ görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını beceren diğer kadınlar ise ‘ kötü’ damgasını yediler.
Tek istediğim de kendimden geçmiş halde gezip tozmaktı. Masa ve sandalyelerden çok, toprağı, ağaçları ve mağaraları yeğliyordum,çünkü buralarda Tanrı ile baş başa kalabileceğimi hissediyordum.