Dırâr b. Damre bir gece vakti Hz.Ali’yi ağlarken gördüğünü nakleder.
Şunları söylemektedir: "Ey dünya, ey dünya! Uzak dur benden, bana mı özlem duydun sen? Değil bu vakit senin vaktin.Heyhat ki heyhat! Benden başkasını aldatsana.Benim ihtiyacım yok sana. Boşadım seni üç kez.Dönüş yok bu kez. Kısadır yaşamın, basittir hatırın. Ah azığın azlığı,ah yolun uzunluğu…"
“Her şey ‘Bir’. Gerçek ‘Bir’. Bu dünya, dünyada karşılaştığım her şey benim bilincimin bir yansıması ise gördüğüm her şey de ‘Ben’im işte. Gördüğüm dünyanın kurbanı değil, bilakis onu oluşturanım. Ben bilincim. İşte bilinci her katmanımdan biraz temizleyebildiğimde de, yaşam bunun yansıması olarak biraz daha aydınlanıyor.”
“O zavallı, o korkudan büzülmüş, bir damla sevgi için kendini paramparça etmeye hazır, değersizlikten kendini görünmez hale getirmiş, kendilik nefreti içinde boğulan Mina, nefes bile alamıyorken, sürüne sürüne de olsa seni gerçeğin kapısına getirdi. Daha ne yapsaydı? Gelinebilecek en muhteşem yere getirdi seni, uyan! O halde bile buldu kapıyı. Sadece buldu mu? Hayır kapıdan içeri ilk adımı atmayı bile göze aldı. İşte ona müteşekkir olmalısın hanımefendi. Bugün buradaysan, onun bu cesareti sayesindedir. Sen kim oluyorsun da küçümsüyorsun? En büyük adımı atan o günlerdeki Mina’dır.”
“O an anlıyorum, o her bir şeye, kişiye, deneyime anlam yüklenerek oluşturulmuş zihin dünyasında bir de oluşturulmuş “çakma Mina” var.”
ve
“Mina olmanın sınırsız deneyim olasılığını yaşayabilecekken, şimdi sınırlı yaşayacak bir kimlik oluyorsun.”