Birkaç adım atmıştım ki yaşlı bir adamla karşı karşıya kaldık. Tam yüz yüze geldik. Ne ben bir şey söyledim ne de o tek kelime etti. Bir zaman öylece bakıştık.
Uzun beyaz sakallı bir adam. Üzerinde uzunca bir cübbe başında bir takke ile öylece gözlerimin içine bakıyordu. Neredeyse ona çarpacakken durdum. Utandım sanki biraz. Sağ elimin işaret parmağıyla gözlüğümü düzelttim ne yapacağımı bilemediğimden. Daha dikkatli baktım yaşlı adamın yüzüne. O da bana bakıyordu. Tebessüm etti.
"Selamun aleyküm" dedi.
"Aleykümselâm amca" dedim.
"Seni çağırıyorlar evlat. Duymuyor musun?" dedi.
Hemen dönüp arkama baktım ama kimseyi göremedim. Ve duyamadım hiçbir ses.
"Kim çağırıyor amca? Ben kimseyi duyamıyorum" dedim gözlerimi kısarak.
"Ezanı işitmiyor musun evladım?" dedi "Hepimizi çağırıyor işte. Biz çağırıldığımız yere giderken sen tam tersi yere gidiyorsun" dedi ve dişleri görünecek kadar tebbesüm etti bana.
Tam bir şeyler söyleyecektim ki birden girdi koluma. Sıkıca kavradı.
"Gel hadi evlat" dedi "çağırılan yere gitmemek edepsizlik olur."