“Masalları artık değiştirmek lazım dostum; ormanın sultanı aslan değil, tilki olmalı…”
İkinci Mahmud dönemi, 1826 yılının sonbaharı… Zindanda bir müderris, aslında bir hırsız. Hayatının otuz yılını zindanda geçirmiş bir aslan, belki….
Kitap, bir soygun ve hırsızlık hikayesi gibi başlasa da, ilerledikçe Osmanlı saray kültürü ile zenginleşiyor. Dili oldukça zengin ve bir o kadar akıcı; sayfaların nasıl tükendiğine inanamıyorsunuz. İlerledikçe olay örgüsü başka bir yöne evrilirken, o dönemin edebiyatı ve tasavvufi göndermeleri ile derinleşiyor.
İskender Pala, bir röportajında kitap hazırlık sürecinin yazım aşamasından daha uzun sürdüğünü, öncelikle oluşturmak istediği konuyla ilgili kaynakları okuyup araştırmalar yaptığını söylemişti. Kitabı okuduğunuzda, anlattıklarını çok iyi gözlemleyebiliyorsunuz. Tarihin akışı içinde bir soygun hikayesi yaratarak, olay örgüsünü oluşturmuş ve döneme sadık kalarak, akışı bozmadan bizlere güzel bir eser sunmuş.
Karakterler çok zengin. Sadece bir soygun ekibi değil, her biri kendi içinde olayın nedeninin farkında, olup, aynı zamanda içsel motivasyonlarını da yansıtmış. Geçmişleri, mesleklerinde var olma nedenleri, hırsları ve zaaflarıyla kendilerine hikayede yer buluyorlar.
Karakterlerin tamamı ile beraber hırs, sadakat, ihanet, güven ve güç kavramlarının anlamlarını tekrar keşfediyorsunuz.
Hikayesi olan nesnelerin değeri yüksektir.
Bir çakaldan daha korkuncu, kuzu postundaki başka bir çakaldır.
Kalbini kinden, aklını endişeden uzak tut, huzur bulursun.
#kitap
#kitapönerisi