O zaman sen de kendi kendini yargılarsın, diye yanıt vermiş kral. Ondan zor bir şey yoktur. Kendi kendini yargılamak, etrafındakileri yargılamaktan çok daha zordur. Kendini doğru yargılamayı başarırsan gerçek bir bilgesin demektir.
“Onu hiç anlayamamışım! Onu sözlerine değil davranışlarına göre değerlendirmem gerekirdi. O bana güzel kokusunu veriyor, hayatımı aydınlatıyordu. Kaçmama hiç gerek yoktu aslında! O küçük kurnazlıklarının ardına gizlediği sevgisini anlamalıydım. Çiçekler çelişkilerle dolu! Ama ben de onu nasıl seveceğimi bilemeyecek kadar gençtim.”
Zamanı zaman yapan bizim ona izafe ettiğimiz mazi, istikbal vasıflarıdır. Bunlar yok olunca zaman nasıl var olabilir? Sonsuzluk, halin ince makasıyla ikiye bölünemez. Mazi mevcut değildir. İstikbal ise henüz gelmemiştir ve bu yüzden de o bir “yok”tur. Yalnız içinde bulunduğumuz şimdiki halden bu iki vehmedilen şeyi nasıl yakalayabiliriz? Ebediyet, bütünlüğü itibariyle “başlangıcı ve sonu olmayan” bir varlıktır. Biz hadiselere karşı hareketsiz bir seyirci konumunda bulunmuyoruz. O hadiselerin içinde yürüyoruz.