Bu yazı kitap hakkında bir yorum değildir. Bu yazı kitabın bana hissettirdiklerinin sadece ufak bir kısmıdır.
Kalbim kırık. Kelimenin tam anlamıyla kalbim zaten kırıkken okuduğum bu kitap, kalbimi bin parçaya bölüp ateşe attı ama o ateşi nasıl söndüreceğimi de gösterdi. İyi ki okumuşum, gerçekten o kadar gerçek bir hikayeydi ki. Kendimle bağdaştırdığım, bazı kelimeler sanki gerçekten benim ağzımdan dökülmüş gibi hissettiren o kadar çok konuşma vardı ki, hele o mektup... Mary ve Kate, üstünkörü bildiğim hayat hikayelerinden sonra yaşamlarına böyle derinlemesine inmek çok güzeldi. Hayatımda her zaman bir Mary gibi yanımda olacak birisini istedim çünkü ben her zaman bir Kate’tim ve korkarım ki hala öyleyim. Yazdığı mektup bana o kadar çok şey hatırlattı ki 2 sayfayı okumak çok uzun zamanımı aldı çünkü düşünecek ama değiştiremeyecek çok fazla şeye sahibim. Sahi insan asla alamayacağı bir şeyi istemekten nasıl vazgeçebilir? Adalet diye bir şey yoktur ama insanların arasında bu kadar büyük bir uçurum olması da normal mi? Neden bazı insanlar kalplerinin derininde sakladıkları arzularından mahrum edilerek cezalandırılıyor? Nasıl düzeltilir, bunun bir kırılma noktası var mı? bu sorulara önceden olumlu cevap verebiliyorken artık veremiyorum. Köprü çoktan yıkılmış ve okyanusta kaybolmuş gibi. Bir şey siz istedikçe sizden kaçıyor ve size zarar veriyorsa pes etmek lazım sanırım ama sorun tam da burada yani gerçekler ısrarla inkâr edildiği zaman başlıyor zaten çünkü istediğiniz şey aslında o kadar basit ve olağan bir şey ki vazgeçmek istemiyorsunuz ama hep aynı sonla karşılaşıp her gün kalbinizden bir parça daha gittiğini hissediyorsunuz. Keşke bu kitapta yazan öğütleri uygulayabilsem, geçmişi tamamen arkamda bırakabilsem, korkularımı yenebilsem ve insanlara bu kadar değer