İnsan uzaklaşmaya çalıştığı şeye döner, her şeye yeniden başlamak için mi diyeyim sana. Dersem inanırsın. Ama öyle değil. Hayat bir nehir gibi akar gider. Yeniden başlanmaz. Geriye dönülmez. Sadece hatırlanır. İnsan hafızasıyla kendine eziyet eden bir yaratıktır.
Kur'âncı-Meâlci Söylem
Bu söylem, 1902'lerde tesis edilen ve kökeni itibarıyla nispeten de olsa Abdullah Çekralevî, Ahmeduddîn Amritsârî ve Gulam Ahmed- Perviz gibilerinin başını çektiği ekolün çağımızdaki bir tür yansımasıdır. Tarih pusulamızı eskiye çevirdiğimizde Abdullah b. Sebeler'e vardığını söyleyebileceğimiz bu hareket için Kur'ân'ı sünnet ekseninden kaydırılmış bir anlayışla yorumlamak ve sahâbe kavillerinden tecrid etmek adeta prensiptir. Pozitivist ve natüralist düşünce sahibi Seyyid Ahmed Han'a dayanan bu düşünce yapısı, temeli itibarıyla incelendiğinde Hindistan'ın İngilizler'in eline geçtiği 1857'lerin öncesi ve sonrasında oryantalistlerin bu coğrafyadaki "sünneti inkâr" merkezli art niyetli çalışmaları göze çarpacaktır. Doğu Hint şirketinin sponsorluğunda Hindistan'a gönderilen Müsteşrik Dr. Alois Sprenger, İslâmî ilimler fakültesinin başına geçirilmiştir. Faaliyet olarak sünnetin delil değerine yönelik olumsuz tavırlar sergileyen ve hadislerin hucciyetini ilk inkâr eden kişi olma özelliğine sahip olan Sprenger, günümüz açısından "Kur'âncı" geçinenlere yakın selef olma bakımından önemli bir isimdir.