Zeynep güder

Değişmeyen Bir Hikaye
Puan vermedi·104 syf.··
2025 10. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2025 23:40
Uçurtmayı Vurmasınlar bende en çok üzüntü duygusu bıraktı. Küçücük bir çocuğun hapishanede büyümesi, dünyayı yalnızca oradan tanıması elbette çok sarsıcı. Ama kitap benim için asıl meselesini burada kurmuyor. Barış’ın yaşadıkları, daha büyük bir gerçeği göstermek için açılan bir kapı gibi. Anlatım dili beni çok etkiledi. Mesajlar hiçbir yerde açık açık söylenmiyor, göze sokulmuyor. Her şey mektupların içinde, Barış’ın İnci’ye sorduğu soruların arasına ustalıkla yerleştirilmiş. Bu sorular masum ama bir o kadar da düşündürücü. Kitap kısa olmasına rağmen hemen bitmiyor; her soruda durup düşünmeye zorluyor. Barış’ın hapishaneyi tek gerçekliği olarak kabul etmesi çok acı. Ama bu acı, bireysel bir hikâye olmaktan çıkıp ülkedeki haksızlıkları sezdiren bir anlatıya dönüşüyor. Kitap bunu bağırarak değil, sessizce yapıyor. Okur olarak sana sadece bakıp fark etmek kalıyor. Bu kitabı okurken umutla ilgili hiçbir şey hissetmedim. 33 yıl önce yazılmış olmasına rağmen anlatılanların bugün hâlâ geçerli olması, umudun kırıntısını bile bırakmıyor. Barış’ın soruları bugün de aynı şekilde cevapsız kalıyor gibi. Uçurtmayı Vurmasınlar, beni ağlatan değil; içimi ağırlaştıran bir kitap oldu. Kısa, sade ama etkisi uzun süren, bitince de insanın içinden çıkmayan bir hikâye olarak kaldı.
Uçurtmayı VurmasınlarFeride Çiçekoğlu · Can Yayınları · 202417,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hastalık, Aşk ve Kurulamayan Bağ
Puan vermedi·112 syf.··
2025 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2025 23:21
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu benim için kötü bir kitap değildi ama okurken güçlü bir bağ da kuramadım. Roman boyunca anlatılan acıya, hastalığa ve duygusal yoğunluğa rağmen kendimi karakterlere yakın hissetmedim. Belki de bunun nedeni, anlatılan aşkın ve duygusallığın bana fazla gelmesiydi. Karakterlerin yaşının çok küçük olması, bu kadar yoğun bir aşk ve duygusal yükün bana yapay gelmesine neden oldu. Kitabı okurken günümüz dünyasından tamamen kopamadığımı fark ettim. Bazı romanlarda bu kopuş kolay olurken, burada olmadı. Anlatılan duygular bana çok uzak kaldı ve bu da romanın içine girmemi zorlaştırdı. Olan biteni izledim ama hissetmedim. Nüzhet karakteri de bu mesafede etkiliydi. Derinlikli bir karakter olarak kalmadı benim için. Bu kadar büyük bir aşkın merkezinde olan birinin daha ilgi çekici, daha çok katmanı olması gerektiğini düşündüm. Kara sevda anlatılırken, sevilen karakterin de okuru çekmesi gerektiğine inanıyorum. Romanın sonuna geldiğimde de çok güçlü bir etki hissetmedim. Ne sarsıldım ne de rahatsız oldum; daha çok nötr kaldım. Okumak bana kötü bir şey katmadı ama çok şey de kazandırmadı. Bitirdiğimde aklımda kalan, hikâyeden çok mesafeli kalmış olma hissiydi. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, birçok okur için çok etkileyici olabilir ama benim için daha çok izlenen, uzaktan bakılan bir hikâye olarak kaldı.
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2025121,1bin okunma
Merakla Tiksinmek Arasında
Puan vermedi·264 syf.··
2025 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2025 09:25
Koku okurken kendimi tuhaf bir ikilem içinde buldum. Ana karakterden açıkça iğrendim. Onun dünyaya gelişi, çocukluğu, insanlarla kurduğu ilişki biçimi… Hepsi rahatsız ediciydi. Yeryüzünde olmaması gereken, empati kurmakta zorlandığım, neredeyse tamamen bir sosyopat izlenimi bırakan bir karakterle karşı karşıyaydım. Buna rağmen kitabı elimden bırakamadım. Çünkü bütün bu tiksinti hissinin yanında çok güçlü bir merak da vardı: Bu hikâye nasıl bitecek? Roman boyunca beni asıl sarsan şey, karakterin kötülüğünün süslenmemesi oldu. Onu “anlaşılır” ya da “haklı” kılmaya çalışan bir anlatım yok. Aksine, rahatsızlık hissi sürekli canlı tutuluyor. Yine de bazı sahnelerde istemeden bir acıma duygusu ortaya çıkıyor. Özellikle pazardaki doğum sahnesi ve yetimhanede geçen bölümler, karakterin dünyaya zaten en baştan kırık bir yerden geldiğini düşündürüyor. Bu noktada romanın en güçlü tarafının çelişki yarattığını düşünüyorum. Bir yanda doğum şekli ve yetimhane koşulları insanın içinde bir acıma hissi uyandırıyor; diğer yanda karakterin büyüdükçe aldığı hâl bu hissi neredeyse utanca dönüştürüyor. Acımak istiyorsun ama acıyamıyorsun. Çünkü onun kötülüğü masumiyetle açıklanabilecek bir noktayı çoktan aşmış. Kitabı okurken içimde sürekli bir mide bulantısı hissi vardı. Bu, anlatımın gücünden kaynaklanan bir rahatsızlık. Kötülüğün estetikleştirildiği bir roman değil Koku. Aksine, çirkinliğiyle yüzleştiriyor. Okuru rahatlatmıyor, ahlaki bir çıkış yolu da sunmuyor. Belki de bu yüzden etkisi bu kadar güçlü. Sonunda ne olacağını bilmek istemem, karakterle kurduğum bir bağdan değil; bu kadar karanlık bir hikâyenin nereye varacağını görme isteğinden kaynaklanıyordu. Bitirdiğimde içimde bir tatmin değil, daha çok bir huzursuzluk kaldı. Ama bu huzursuzluk, kitabın amacına ulaştığını
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201927,4bin okunma
Puan vermedi·159 syf.··
2025 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2025 20:53
Acımak’ı okurken Zehra’yı mesafeli, sert ve duygusuz biri olarak gördüm. Öğrencilerine karşı tavrı, hayata bakışı, insanlarla arasına koyduğu o kalın duvar… Bunların bilinçli bir tercih olduğunu düşündüm. Roman ilerledikçe asıl sarsıcı olanın Zehra’nın değil, onu bu noktaya getiren hikâyenin kendisi olduğunu fark ettim. Zehra, babasını yıllarca kötü; annesini ve anneannesini ise fedakâr ve doğru insanlar olarak tanıyarak büyümüş. Hayatını da bu kabuller üzerine kurmuş. Güçlü olmayı sertlik sanması, öğretmenliğindeki katı tutum hep bu yanlış anlatının sonucu . Asıl kırılma noktası ise Mürşit Efendi’nin günlüğü. Günlüğü okurken Mürşit Efendi’ye karşı zaman zaman mesafe koydum. Yaşadıklarını anlatırken çoğu zaman suçu başkalarına yüklüyor, sanki kendisinin hiç payı yokmuş gibi davranıyor. Ama biraz durup düşününce bunun bilinçli bir kötülükten çok, zayıflık ve korkaklık olduğunu hissettim. Çocukluktan gelen baskılar, yanlış insanlar ve suskunluklar onu bugünkü hâline sürüklemiş. Günlük, Mürşit Efendi’nin kendine yazdığı bir savunma metni gibi. Bu yüzden tek taraflı, hatta yer yer rahatsız edici. Ama tam da bu nedenle gerçekçi. İnsanlar kendilerini anlatırken nadiren tamamen dürüst olurlar. Zehra açısından asıl yıkım, babasıyla birlikte annesini ve anneannesini de yeniden tanımak zorunda kalması. Onların da göründükleri kadar masum olmadığını fark etmesi. En çok da bu yüzden Zehra’ya üzüldüm. Sertliği seçmiş biri değil; sert olmak zorunda kalmış biri o. Hayata karşı geliştirdiği tutum, bir savunma biçimi. Romanın sonu beni çok etkiledi. Çünkü Zehra, bütün hayatını şekillendiren kabullerin bir yanılsama olduğunu ancak her şey bittikten sonra fark ediyor. Babası hayattayken bu yüzleşme yaşansaydı muhtemelen hiçbir şeye inanmazdı. Bazı gerçekler, ancak kimse kendini
1000Kitap
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma
Oidipus’tan Yeşilçam’a
Puan vermedi·211 syf.··
2025 9. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2025 17:39
Kırmızı Saçlı Kadın okuması kolay, dili akıcı ve özellikle ilk bölümlerinde merak duygusunu diri tutan bir roman. Benim için kitabın en güçlü tarafı, Cem’in Mahmut Usta’yla birlikte kuyu açtığı bölümlerdi. Orada gerçekten yaşayan bir ilişki, sessizlikle kurulan bir gerilim ve ahlaki olarak açıkta bırakılan bir belirsizlik var. Cem’in korkusu, suçluluk ihtimali ve kaçışı o aşamada netleşmiyor; tam da bu yüzden etkileyici. Ne var ki roman ilerledikçe bu sahicilik giderek azalıyor. Evren’in Cem’in karşısına sahte bir isimle çıkması, ardından gerçeğin açıklanması, yüzleşmenin kavgaya dönüşmesi ve silahın yanlışlıkla ateş alması gibi sahneler bana oldukça tanıdık, hatta yer yer Yeşilçamvari geldi. Başta kurulan belirsizlik, olayların fazla netleştirilmesiyle gücünü kaybediyor. Mitolojik göndermeler romanın omurgasını oluşturuyor ama bu bağlamlar olmasa kitabın Nobel ödüllü bir yazarın elinden çıktığını düşünmeyebilirdim. Aynı durum siyasi fikirler için de geçerli. Solcu baba, ona tepki olarak kapitalist iktidar yanlısı Cem ve yine babaya karşıtlık üzerinden konumlanan dindar-milliyetçi Evren, karakterlerin iç dünyasından doğal biçimde doğmuyor. Siyasi karşıtlıklar, hikâyenin akışı içinde kendiliğinden gelişmekten çok, olay örgüsüne zorla yedirilmiş hissi veriyor. Sonuçta Kırmızı Saçlı Kadın, merak ettiren bir kurguya sahip olsa da, özellikle ikinci yarısında klişelerden ve sembolik karşıtlıklardan tam olarak kurtulamıyor. Benim için roman, kuyu başında derinleşiyor; yüzeye çıktıkça ise sığlaşıyor.
1000Kitap
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma