Size daha önce bu adamın hissettiği her șeyi bir hareket ya da jestle anlatabilme gibi gizemli bir güce sahip olduğunu söylemiştim. Fakat hiçbir sey, yeryüzündeki hiçbir sey bir insanın çaresizliğini, kendinden vazgeçişini, yaşayan bir
ölüye dönüşünü bu hareketsizlik kadar sarsıcı bir șekilde yansıtamazdı; orada yağmurun altında oturuş șekli, kımıldamadan, hiçbir șey hissetmeden, ayağa kalkıp bir saçağın altına gidemeyecek ve kendi varlığını bile umursamayacak kadar yorgundu. Hiçbir heykeltraş, hiçbir şair, ne Michelangelo ne de Dante umutsuzluğun nihai noktasını, insanın sonsuz çaresizliğini, yağmur altında sırılsıklam olan, kendini korumak için tek bir hareket yapamayacak kadar bitkin ve umursamaz olan bu canlı gibi insanın ruhuna işleyecek kadar etkili bir şekilde ifade edemezdi.
An gelir insan çalışamayacak durumda olur, fakat işte o an, o insanın geçmişindeki başarılarını hatırlamak ve ileride engeller ortadan kalktığında daha bir gayretle, daha çok çalışacağını düşünmek için en uygun andır.
"(...)Tam da söz 'mutluluk'tan açılmışken, lütfen söyler misiniz bana, niçin bir müzikle tam olarak bütünleştikten sonra güzel geçmiş bir akşamdan, sevimli insanlarla konuştuktan sonra, bütün bunlardan başka bir yerdeki bir mutluluğun çağrışımı gibi geliyor da, gerçek bizim sahip olduğumuz bir mutluluk olmuyor? Neden böyle? Fakat belki siz bu tür duyguları bilmezsiniz?"