Bininci defa olarak bu aşkın dayanılmaz bir afet, sade korkutucu bir ceza olduğunu tekrar ediyordu. Bizzat ondan azap ve acıdan başka bir şey görmemişti, en mutlu zamanında bile bin türlü ateşleriyle kendini yakmış, huzurunu darmadağın etmiş, öldürmüştü.
Ah, hayatından ne kadar iğreniyordu, onun hiçbir zerresinde sevilecek, büyük, saygıdeğer bir şey görmüyordu; köpek gibi başlamış, köpek gibi yaşamış ve köpekler gibi şimdi sürünmeye mahkum olmuştu...
Fakat her şey boş değil mi? Ne olsa, ne yapılsa kış gelmeyecek mi? Ya gelinceye kadar... Hiç mi, hiç mi bir şey yapılamaz? Böyle görerek, anlayarak, bile bile hayat ve mutluluktan vazgeçmeye katlanmaktan başka bir şey mümkün değil mi?