"Biz seninle kaç kez tanıştık?" dedi, devamını getirmedi. Sessiz kaldım. "Birincisi lunaparkta, dönme dolaptaydı. Rastlantı değildi biliyorum, orada olman gerekiyordu, hatta beni öncesinden bile biliyordun ama ilk tanışmamız o zamandı. İkinsi," kendimi adadığım, uğruna birçok şeyden vazgeçtiğim o ikinci tanışmamız, "ben seni unutttuktan sonra oldu. Bir bankta, o bank neredeydi bilmiyorum." Aslında seninle hep gittiğimiz bir banktı, zihnin seni oraya götürdü, Minel ama hatırlamdaığın için bilmiyorsun, seni orada gördüğümde, beni unutmadın sanmıştım.
"Bana kim olduğunu söylememiştin ama hatırladığım o anın içinde yanıkların vardı, yanmıştın. Bakışlarından beni tanıdığın anlaşılıyordu ama ben anlamadım." Evet Minel, yanmıştım, seni ve beni kurtarmak için ama en çok seni kurtarmam için. Ardından geldiğim yer sen oldun ama beni hatırlamıyordun.
"Bana balıklardan söz ettin, Korel. Öyle değil mi?" Evet Minel, çünkü ne kadar yanarsam yanayım ve ne kadar acı çekersem çekeyim hala çabalamak istiyordum, korkularımı yenmek istemiştim, o balıkları almıştım.
"Neden öyle ifadesiz bakıyorsun?" Ben sana hiçbir zaman ifadesiz bakmadım, Minel. Sen ne düşündüğümü hiçbir zaman anlamadın çünki bunları duysan daha fazla perişan olacaksın. Vicdan azabı çekeceksin, vicdan azabın acımayı getirecek, bana acıdığımdan daha fazla acıyacaksın. Her şeyden önce canın yanacak.