Ze

"Biz seninle kaç kez tanıştık?" dedi, devamını getirmedi. Sessiz kaldım. "Birincisi lunaparkta, dönme dolaptaydı. Rastlantı değildi biliyorum, orada olman gerekiyordu, hatta beni öncesinden bile biliyordun ama ilk tanışmamız o zamandı. İkinsi," kendimi adadığım, uğruna birçok şeyden vazgeçtiğim o ikinci tanışmamız, "ben seni unutttuktan sonra oldu. Bir bankta, o bank neredeydi bilmiyorum." Aslında seninle hep gittiğimiz bir banktı, zihnin seni oraya götürdü, Minel ama hatırlamdaığın için bilmiyorsun, seni orada gördüğümde, beni unutmadın sanmıştım. "Bana kim olduğunu söylememiştin ama hatırladığım o anın içinde yanıkların vardı, yanmıştın. Bakışlarından beni tanıdığın anlaşılıyordu ama ben anlamadım." Evet Minel, yanmıştım, seni ve beni kurtarmak için ama en çok seni kurtarmam için. Ardından geldiğim yer sen oldun ama beni hatırlamıyordun. "Bana balıklardan söz ettin, Korel. Öyle değil mi?" Evet Minel, çünkü ne kadar yanarsam yanayım ve ne kadar acı çekersem çekeyim hala çabalamak istiyordum, korkularımı yenmek istemiştim, o balıkları almıştım. "Neden öyle ifadesiz bakıyorsun?" Ben sana hiçbir zaman ifadesiz bakmadım, Minel. Sen ne düşündüğümü hiçbir zaman anlamadın çünki bunları duysan daha fazla perişan olacaksın. Vicdan azabı çekeceksin, vicdan azabın acımayı getirecek, bana acıdığımdan daha fazla acıyacaksın. Her şeyden önce canın yanacak.
Reklam
Bir şeyler yap lütfen yoksa senden ayrılacağım ve bunu istemiyorum..
Sen hep karsıya yeşil ışık yandığında geçmişsin, ben dokuz ayı bile doldurmadan dünyaya erken gelmeyi seçmişim. Senin çantanda hep bir şemsiye var, benim kulağımda bile yağmurun sesi. Sen bütün hayvanları çok seversin, ben dinazorların varlığından şüphe etmemeyi. Sen insanlara kutup yıldızı gibi yön gösterirsin, ben kuzey ışıkları kadar belirsizim. Sen canavarları sevmezsin, ben onların gözyaşlarını silerim. Belki de canavarın ta kendisiyim.
"Bütün hasta insanların hastanelerde olduğunu mu sanıyorsun sen?
"Tavana bakma Karaca, çok şey anlatır. Kaldıramazsın."
Reklam