Çocukların hepsi gürbüz ve güzeldi. Fakat, üstleri başları perişandı. Bir zamanlar Hekimoğlu Ali Paşa'nın konağı bulunan bir mahallede bu hayat döküntüsü evler, bu fakir kıyafet, bu türkü ona garip düşünceler veriyordu. Nuran, çocukluğunda bu oyunu muhakkak oynamıştı. Ondan evvel annesi, annesinin annesi de aynı türküyü söylemişler ve aynı oyunu oynamışlardı.
“Devam etmesi lazım gelen, işte bu türküdür. Çocuklarımızın bu türküyü söyleyerek, bu oyunu oynayarak büyümesi; ne Hekimoğlu Ali Paşa'nın kendisi ne konağı, hatta ne de mahallesi. Her şey değişebilir, hatta kendi irademizle değiştiririz. Değişmeyecek olan, hayata şekil veren, ona bizim damgamızı basan şeylerdir.”
"Bir İngiliz -dünyayı kan ve barut içinde paylaşmaya zorlayan meseleleri bilmeyerek yahut da bilmezlikten gelerek, Japonlar gibi bazı milletlerin uğradıkları acıları unutarak- İngilizlerin barışçı bir millet olduklarına inanır ve Japon'ları, savaş delisi ve kan dökücü olmakla suçlar. Şüphesiz İngiliz'ler barışçı ve sulhsever bir millettir. Ne var ki, onların sulhü eski san'atını bırakan bir hırsızın sulhü gibidir. Bu hırsız, vaktiyle çaldığı eşyalarla büyük bir şeref ve üstün bir mevkii elde etmiştir. Üstelik bu hırsız, eski sanatına yeni girenlere yan gözle bakmaktadır. Elindeki bitmez tükenmez serveti, kendisiyle paylaşmak isteyenlere harp delisi lâkabını takmaktadır."
Doktor Muhammed İkbal'in "Her zaman aklına danışman hayırlı değildir. Bazı işlerde aklına danışma, çünkü akıl bazı tehlikeli işlerde korkuyu tasavvur ederek bu tür zor tecrübelerden geri durmayı salık verir." veciz sözünde ifade edildiği gibi, bahsi geçenlerden herhangi birine danışmamam, şimdi anlıyorum ki daha hayırlı olmuş.