Zeliha

Zeliha
"Bahtiyarız,  yaşayabildiğimiz için. "
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2018 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2018 23:32
Son derece şaşırtıcı bir kugusu var kitabın, daha ilk satırlardan sarıp sarmalıyor... Basit bir körlük yaşanıyar önce hemen arkasından sıradışı olaylar baş gösteriyor ve sonu alınamıyor. Çember her saniye genişliyor. Artık yiyecek,su, elektirik hepsi birer lükstür. Zaman ölüme doğru akmaktadır ... Yeşil ışığın yanmasını bekleyen adam birden beyaz bir körlüğün içerisinde bulur kendini. Kitapta ilk kör olan adam diye gecer adı. Kısa süreli kargaşadan sonra bir gönüllü evine bırakır ve ayrilırken de ilk kör olan adamın arabasını çalmayı ihmal etmez. Kitapta adı hırsız diye nitelendirilir genellikle. Ilk kör olan adamın karısı olayın şaşkınlığını atlatamaz bir süre. Bir çözüm olsun diye doktora gitme kararı alırlar hemen. Taksi ile giderler doktora. Dokotorun başka hastaları da vardı. Tek gözü siyah bantlı yaşlı adam, gözü şaşı olan çocuk, siyah gözlüklü genç kız... Doktorun her şeyin normal olduğunu anlaması uzun sürmez fakat zaman lazımdır. Akşam evde kitaplarını karıştırır uzunca bir süre çözüm arar. Gece o da kendini beyaz bir körlüğün içinde bulur. Durum çok ciddidir. Beyaz körlük bir salgın gibi her saniye yayılır. Devlet ilk vakaları tedbir olarak bir akıl hastanesine yerleştirir. Hayatta kalma mücadelesi her geçen gün zorlaşır hatta hayat onlar için ilerlemez olur. Insanların ast üs iliskisi kurması biribirini ezmesi kaçınılmazdır. En değerli hazine ise bir lokma... Akıl hastanesinde yaşanan olayların dehşetliğini tüm çıplaklığıyla şahit olan bir kişi vardır o da doktorun karısı... Rezillik her geçen gün katlanılma hale gelir. Körlük o kadar çok büyümüstür ki ortada devlet bile kalmamıştır. Her yer akıl hastanesi gibidir.
Edebiyat
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·143 syf.··
Beğendi
·
2018 29. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2018 13:19
Son sayfasındaki "Bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir." sözü aslında her şeyi özetliyor. Bir işi yaparken ya da istemeden olumsuz bir olayın içerisindeyken ve gerçekten inandığımız, sevdiğimiz insanlar için büyük fedakarlıklar yaparken kendimizi üstlendiğimiz rolün ağırlığı ile yüceltiriz. Kendimize seçtiğimiz rolün ağırlığı ancak bizi ezmeye başladığında gerçeğin bizim gerçeğimizle bağdaşmadığında görürüz. Ne yazık ki aradan zaman geçtikçe durumun vehametini acı tesadüflerle defalarca tecrübe ederiz. Ama artık çok geçtir... Özet: İffet Bey, annesini daha küçük yaşlarda kaybetmiştir. Babasından da kendisine karşı ne bir yakınlık ne de bir sevgi kırıntısı görebilmiştir. Tabiat olarak abisinden de farklı yapıya sahiptir. ... İlerleyen zamanlarda bir konakta iki çocuğa ders vermeye başlar. Burada Beyin hanımı olan Vedia'yla gizli bir aşk kaçamağının içerisinde bulur kendini... Bir gece konakta yakalanacaklarını anladıkları zaman İffet Bey kendince küçükken duyduğu bir hikayeden yola çıkarak büyük bir fedakarlığa kalkışır. Konağa hırsızlık yapma niyetiyle girdiği yalanına hem kendisini hem de çevresini inandırır. Altı ay hapiste yatar ve çıkar. Bundan sonra yaşamı tamamen değişmiştir çünkü o artık hırsızlık damgasını yemiştir. Ne yaparsa yapsın bundan sonraki yaşamında bu damgası daha da belirginleşecek ve bir türlü unutulmayacaktır. ... Aradan uzun bir zaman geçer ve İstanbul'da Vedia ile karşılaşır Iffet Bey. Vedia eşinden ayrılmıştır. Fakat Vedia mesafeli yaklasır ona. Yine de mektup yazar bir dafa daha görüsmek istediğini iletir Vedia'ya. Vedia ise ayaküstü görüşmeyi kabul eder. Iffet Bey'in evlilik teklifini saçma bahanelerle reddeder. Asıl sebep ise Iffet Bey'in hırsız damgasinı yemiş olmasıdır...
Edebiyat
DamgaReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 20174,182 okunma
10/10
·59 syf.··
2018 9. kitabı
Hacim olarak hepi topu 58 sayfadan oluşan bir kitap. Fakat her bir sayfasında yoğun kocaman bir derin tutku hakim. Belki de içimizin bir köşesine sıkışmış bir tutku. Bu yüzden son sayfaya gelince insan hayıflanmıyor değil. Hani şöyle biraz daha uzasaydı hikaye biraz daha kaptırsaydık kendimizi diye... Hep eksik bir yanımız vardır, doldurmaya çalıştığımız. Karşımıza çıkan her parçayı deneriz deneriz bir türlü dolduramayız ya işte. İşte kitap bende bu izlenimi uyandırdı. ... Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim. Yol, bana uygun bir ruh önerebilirdi. Kapıyı çektim, kilidin dilini yuvasına oturturken " Nereye?" dedi. Aldırış etmedim, çıktım. Diye derin bir eksiklikle başlıyor kitap. ... "Nereye gidiyorsun çocuk," dedim içimden, büyümeye mi?" Kapı, çocuğun ardından kendi ağırlığı ile hareket ederek yavaşça kapandı. Kilidin dili yuvasına otururken tarifi imkansız bir ses çıkardı. _Bitse ne olur, bitmese ne? Diye de son buluyor. Son cümle ile hevesimiz kursağımızda kalıveriyor. Velhasıl güzel bir kitap. "Her şeyin gittiğini nerden çıkarıyorsun?" dedi. "Herif rüzgarı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı." Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku, dedim. Tırsmaya başlamıştım. Haklı olabilirdi. Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku, dedi. Arkasını dönüp gitti.
Edebiyat
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutkuİlhami Algör · İletişim Yayıncılık · 201434,8bin okunma
9/10
·380 syf.··
2018 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2018 16:40
Meri ve Nathan kendilerine uygun ev aramaktadırlar. Baktıkları evlerden hiçbirisi ilgilerini çekmez. Baktıkları villanın bitişiğindeki villada Nathan’ın hayranlık duyduğu Senatör Tom ve eşinin oturuyor olması evi almalarının en büyük sebeplerinden birisi olur. Eve taşınırlar ne var ki senatör ortalarda gözükmemektedir. Sadece eşi kalmaktadır villada. Aradan zaman geçmekte ve her iki tarafta birbirini tanımaya başlamaktadır. Ama Tom’un ortalada gözükmeyişi Nathan ve Meri tarafından her geçen gün daha meraklı bir hal almaktadır. Delia’nın sonbaharda her sene Fransa’ya gitmesi nedeniyle evi komşularına emanet eder ve Meri merakına yenik düşer evin üst katında Delia’ ya ait mektupları okumaya başlar. Meri, okuduğu mektuplardanTom’un eşini defalarca aldatmasını buna rağmen Delia’ın aşkından vazgeçmediğini öğrenir. Delia sabırla, özveriyle birçok kadının kaldıramayacağı olayları kendi içinde hakli bir sebeplere bağlayarak çocuklarının bile hoş karşılamamasına rağmen onu defalarca affetmiştir. Felç geçirdiğinde de en büyük destekçisi olmuştur. Fakat kitabın sonunda yaşadığı olay nedeniyle Tom’u bırakması ve tek basına kızına yakın bir yerde huzurevinde hayatını kaybetmesi bana göre üzücü bir son olmuştur. ... Aradığı aile sıcaklığını annesinde ve kardeşinde bulamayan Meri’nin yolu Nathan’la kesişir ve evlenirler. Evlenmelerine rağmen aile olmak, paylaşmak ve sevmek hala ona uzak kavramlardır. Hamile olduğunu öğrendiğinde kararsız kalmış ve bu kararsızlığı hamilelik sürecinde de devam etmiştir. Her geçen gün kendinden bir şey çalınıyor gibi hissetmiş ve değişen vücuduna karşı büyük bir mağlubiyet yaşamıştır. Çocukları dünyaya geldiğinde zamanla ona haksızlık edişini anlamış, çocuğuna yakınlaşmaya ve onu sevmeye başlamıştır. Meri artık anneliğin ne demek olduğunu
Senatörün KarısıSue Miller · İlyada Yayınevi · 2008227 okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2017 19. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2017 00:01
  Belirsiz bir karaltı ve ne olduğu dahi anlaşılmayan gölge(siz)ler topluluğu... Yaşanmışlıkları silik bir yığın insan kümesi... Kaçışların, tutsaklığın kıskacında kayboluş... İnsanoğlunun kendini bulduğu sandığı anda tekrar kayboluşu, çırpınmaları ve yaşam çizgisine yansıtamadıkları kadar yansıtmaya çalıştıkları... Yaşam çizgilerinde gölgesiz dengede durmaya çalışan insanlar, çırpınışlar... ... Ve kokusu burnumuzda tüten, cevabından korktuğumuz bir soru cümlesi: “Kaar nedeen yağaar, kaaar?” ... Berber Nuri'nin "Ruhum Daralıyor!" deyip köyden dışarı çikması ve geri dönmeyişi... Şehirdeki berberin kendini bir anda köydeki berber dükkaninda bulması, kim olduğunu ve nereye ait olduğunu bilemeyişindeki çaresizlik, kararsızlık... Ve gölgesizliğin içinde yaşam süren Cennet, Cennet'in oğlu, Güvercin, Muhtar, Gülbahar...digerleri... Sahi yaşam çizgisinde insanoğlunun gölgelesi nereye düşer..?
Edebiyat
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202014,1bin okunma