Yaşamı ne pahasına olursa olsun sevmeliyiz, ama dimdik, ezilip büzülmeden bir yaşam bu benim kastettiğim, uyuz kediler gibi bir köşede önüne bir takım artıklar atılmasını beklememeli bir insan ve yaşamı başkalarının çizdiği sınırlar içerisinde kabullenmemeli. Kendi mantığı ve doğru bulduğu yaşam tarzı için savaşmalı.
‘Evlat’ derdi, ‘mutlu olmayı bilmiyorsan öğren. Dünyaya odun gelip kalas gitme. Mutlu olmayı öğren ve mutlu olmak için çalış. Mutluluk, yalnızca lüks bir restoranda bıldırcın kızartması yiyip, Fransız şarabı içmek değildir. Mutluluk, yalnızca oynak kalçalı sarışın bir dilberin koynunda sabahlamak da değildir. Mutluluk, kendin ve başkaları için doğru bildiğin yolda bazen rüzgarı arkana alarak, bazen de rüzgara karşı, önüne çıkan engelleri bir bir aşarak ilerlemektir.’